İKİ KOL DÜĞMESİ
Kâmil Bey, Esra ile Mehmet’in bir arada olamayacağını anlamıştı. Esra henüz yirmi iki yaşındaydı; Kâmil Bey, kızının böyle bir belirsizliğin içinde olmasını istemiyordu. Mehmet’i defalarca uyarmışlardı; iş bulması, bir düzen kurması gerektiğini söylemişlerdi. Ama Mehmet hâlâ aynı yerdeydi.
Bir akşam yemeğinde, konuyu hem Esra’ya hem de karısına açmaya karar verdi. “Bu iş burada bitecek, Esra.”
Çatal kaşık sesleri kesildi. Esra donup kaldı. Babasından böyle bir çıkış beklemiyordu.
“Onu bir daha görmeyeceksin.” diye devam etti Kâmil Bey. “İş bulması için onu defalarca uyardık. Üstelik ona bulduğum işleri de türlü bahanelerle reddetti.” Esra dudaklarını ısırdı. Söyleyeceği her kelimenin babasını daha da sinirlendireceğini biliyordu. Bu yüzden sessizliğini korudu. “Biz senin için en iyisini istiyoruz, kızım.”
Kâmil Bey o kadar kararlıydı ki Gülsüm Hanım araya giremedi bile. Uzun bir sessizlikten sonra Esra sofradan kalktı, izin isteyerek odasına çekildi. Hemen Mehmet’e bir mesaj yazdı. Konuşmamız gerek. Mehmet mesajı görür görmez Esra’yı aradı. Esra telefonu açmak yerine bir mesaj daha yazdı.
Yarın… Aynı yerde, aynı saatte.
Ertesi gün iki âşık buluştu. Mehmet, Esra’nın durgunluğunu ve yüzündeki düşünceli ifadeyi görünce, “Esra neyin var, ne oldu? Nedir seni bu kadar düşündüren?” diye sordu. “Babam… Dün akşam bir konuşma yaptı. Çok sert ve netti.”
Aralarına giren dondurucu sessizliği bozan Esra oldu. “Artık görüşmemizi istemiyor.”
Mehmet oturduğu yerden başını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakarak “Yine iş meselesi değil mi?” diye söylendi. Esra bu sefer cevap vermedi. Başını eğdi ve Mehmet’in tiyatro açma hayalini ilk kez ona bahsettiği günü hatırladı.
***
Bir akşamüstü buluşmuşlardı. Mehmet heyecanla “Sevgilim seni bir yere götüreceğim.” demiş, elinden tuttuğu gibi Esra’yı hayalini kurduğu yere götürmüştü. Eski bir binanın önünde durmuşlardı. Kapısı kapalı, pencereleri tahtalarla kapatılmıştı. Mehmet binaya bakarken “Esra’m, kimse fark etmiyor ama burası elden geçse harika bir yer olur.” demişti. “Tamam da ne yapabilirsin ki burada? “Bir okul! Tiyatro okulu. Bir sahne kurarım. Küçük ama iş görür.” Esra sessizdi. Dikkatle sevdiği adamın kurduğu hayali dinliyordu. “Tiyatrocu olmak isteyen ama cesaret edemeyen herkes için bir kapı açacağım, Esra. Babanın bulduğu işler var ya onların içine girersem ben yok olurum. Ben sahne adamıyım, Esra. Ben o sahne ışıklarının altında kendimi buluyorum.” Esra, Mehmet’e şöyle bir baktı ve “Zor bir yol.” demişti. “Beni biliyorsun kolayı sevmem. Zaten öyle olsaydı herhangi bir işe girerdim. Hiç uğraşmazdım.”
Esra, “Ben sana inanıyorum.” demiş, birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı.
***
Esra’nın kendini toparlaması gerekiyordu. “Evet,” dedi, “hem sadece iş değil aslında belirsizlikten korkuyorlar.” “Tamam, belki ben de korkuyorum. Ama ben buyum Esra. Ben tiyatro yapmak için doğmuşum. Başka türlüsü mümkün değil.” Yine bir sessizlik peyda oldu aralarında. Mehmet, Esra’nın ellerini kavrayarak, “Peki sen de korkuyor musun?” diye sordu. “Hayır korkmuyorum. Seni seviyorum ama babamla senin aranızda kalmaya gücüm kalmadı artık.”
Esra çantasından küçük bir kutu çıkardı. Kutuyu açtı, içinde kol düğmeleri vardı. “Bunları sana almıştım. Doğum günün için.” Mehmet gülümsedi. “Ama daha doğum günüme çok var.” “Biliyorum. Bu düğmelerin biri sende diğeri bende kalsın istiyorum.” “Neden?” Esra bir an durdu, sesi titreyerek, “Bu sevdayı unutmamak için. Belki bir gün…” dedi ve koşarak uzaklaştı. Bir daha Mehmet’i hiç görmedi. Telefonlarını açmadı. Esra ve ailesi İstanbul’dan taşınıp arkalarında iz bırakmadan İzmir’e annesinin memleketine taşınmışlardı.
***
Mehmet, Esra’yı çok aradı. Fakat ona dair hiçbir iz yoktu. Bu ayrılık ona ağır gelmişti. Esra’nın olmadığı bir yaşam düşünmemişti hiç. Kendini toparlaması gerekiyordu. Anlamıştı ki onsuz bir yaşama alışması gerekiyordu. En dipten başladı, belediyenin açtığı sahnelerde görev aldı. Atölyelere girdi. Sahneye her çıkışında elini cebine atıyor ve o kol düğmesini sıkıca tutuyordu. “Bir gün…” diyordu, “bir gün seni bulacağım.” Ufak ufak para biriktiriyordu hayallerini süsleyen okulu kurmak için. Ailesi de onu evlendirmeye çalışıyor, bir düzen kurması gerektiğini söyleyip duruyordu. Ama Mehmet oralı olmuyordu.
Gel zaman git zaman, takvimden yapraklar birer birer düşerken ikisi 40’lı yaşlarına gelmişlerdi. İkisi de evlenmemiş, kimseyi sevememişti. Kariyerlerinde ise olmak istedikleri yere gelmişlerdi. Biri istediği tiyatro okulunu kurmuş, orada ders vermeye başlamıştı. Diğeri edebi dergilerde öyküleri yayımlandıktan sonra kaleme aldığı ilk romanı raflardaki yerini alan bir yazar olmuştu. Mehmet bir akşamüstü okul çıkışında yürürken yağmura tutuldu, sicim gibi yağıyordu mübarek. Bir yere sığınıp dinmesini beklemekten başka çaresi yoktu. Bir kitapçının önündeydi, hemen içeri girdi. Kitapların arasında dolaşırken yeni çıkanlar bölümünde ‘Kol Düğmeleri’ adlı bir kitap dikkatini çekti, kapağının üstünde bir çift kol düğmesi vardı. Kitabı eline aldığında diğer eli cebindeki kol düğmesine gitti. Kol düğmeleri, Esra… Olabilir miydi gerçekten de? Yoksa, “Bu sadece bir tesadüf mü?’ diye geçirdi içinden.
Tesadüf değildi. Romanın üstünde yazarın adı büyük puntoyla yazılmıştı: ESRA KARAMAN Romanı satın aldı. Eve geldi. Kitabı sabaha kadar elleri titreyerek okudu. Her sayfasında aşkının giderek daha da büyüdüğünü ve güçlendiğini hissetti. Romanın sonuna geldiğinde yüreğinde yıllardır taşıdığı özlem kabarmış, Esra’ya olan aşkı depreşmişti. Onu nasıl bulabilirim diye düşünürken arka kapaktaki bir cümle dikkatini çekti.
Her âşık, sevdiğini gün gelir elbet bulur.
Bu cümle Mehmet’i allak bullak etti, bir süre yerinden kalkamadı. Sonra kitabı yeniden açtı. Bu kez ilk sayfalara baktı. Yazar bilgileri oradaydı, sosyal medya hesapları da yazılıydı. Mehmet eli titreyerek Esra’nın sosyal medya hesabı üzerinden bir mesaj yazdı. “Her âşık sevdiğini bulur demişsin. Bir gün seni bulacağımı biliyordum.” Cevap gecikmedi: “Ben de biliyordum.” İki âşık ertesi gün buluştuklarında birbirinin gözlerinin içine bakarak konuşmadan uzun bir süre öylece kaldılar. Sonra büyük bir tutkuyla birbirilerine sarıldılar. İkisi de aynı anda ceplerinden kol düğmelerini çıkardı. Hikâyeleri nihayet tamamlanacaktı. Kısa bir zaman içinde sade bir törenle evlendiler. O gün hem kol düğmeleri hem de Esra ve Mehmet ait oldukları yerdeydi.
Funda Korkman, Şubat 2026
Editör: Gülnihal Özmen


Mutlu sonla biten hikayeler candır🥰 Sade bir dille ne kadar güzel anlatmissiniz Funda Hanım.
Teşekkür ederim Eda hanım 🙏
Keyifli bir öykü olmuş emeğinize sağlık okuru bol olsun 😊😊
Harika olmuş🥰 kaleminize sağlık 💙
Harika olmuş Funda,kalemin daim olsun🌸🫶
Kaleminize sağlık, okuru bol olsun.
Uzun süredir beklediğim yeni bir öyk nihayetinde gelmişti ve kesinlikle beklediğime değdi.
Yüreğine sağlık arkadaşım. Yine çok çok çok güzel olmuş.
Başarıların daim olsun inşallah.
Unuttuğumuz sıcacık aşklar…Kaldı mı artık böylesi dedirtenlerden…Kaleminize sağlık.
Canim arkadaşım harikasın🥰 devamını bekliyoruz🤩 başarılar dilerim😚
Yine çok beğendim kalemine sağlık Fundacım🙏Çok akıcı,bir nefeste okudum.Mutlu son çok iyi hissettiriyor, kavusmalar zaten en sevdiğim. Yeni öykülerini heyecanla bekliyoruz ..sevgiler🌹
Kaleminize sağlık olsun Funda hanım. Umutlu bir hikaye olmuş🌺❤️
Çok güzel bir öykü. Kaleminiz daim olsun Funda Hanım.
Funda hanımcım çok içten samimi bir öykü ve tabiki mutlu biten bir aşk , kaleminiz daim olsun , çok beğendim , Tebrikler kaleminiz daim olsun . Sevgiler