Özlem Abut Otluoğlu ile Sekiz Buçuk Metrekare Üzerine

Çocukluk yıllarında başlayan polisiye merakından Başkomiser Feraye Atılgan’a, kadına yönelik şiddetten adalet arayışına… Gülnihal Özmen soruyor, Özlem Abut Otluoğlu anlatıyor.

 

Gülnihal Özmen: Hoş geldiniz. Söyleşileri genelde siz yapıyorsunuz ama bugün soru sorma sırası bende. Sorularıma geçmeden önce Sekiz Buçuk Metrekare’nin benim için yerinin ayrı olduğunu söylemek isterim. Redaktörlüğünü yapmak benim için keyifli bir süreçti.

Özlem Abut Otluoğlu: Sağ olun ama sizin romanın isim annesi olduğunuzu göz önünde bulundurursak asıl benim size teşekkür etmem gerek. Sekiz Buçuk Metrekare’nin okurla buluşmasında büyük emeğiniz var.

Gülnihal Özmen: İlk sorumu soruyorum o hâlde. Polisiye ve psikolojik gerilime duyduğunuz ilgi nasıl başladı? Çocukluğunuzda bu merakı besleyen unsurlar nelerdi?

Özlem Abut Otluoğlu: Polisiyeye ve psikolojik gerilime duyduğum merakın nerede başladığını düşündüğümde aklıma babam geliyor. Almanya’da büyüdüğüm yıllarda babam Alfred Hitchcock’u çok severdi. Evimizde izlenenler arasında “Aktenzeichen XY… ungelöst” adlı program da vardı. Yetmişli yılların sonlarıydı, sanırım 1978–1979 yılları. Gerçek suçların ele alındığı, faili meçhul dosyaların çözümlenebilmesi için izleyicilerden yardım istendiği bu programı izlediğimi hatırlıyorum. Bugün dönüp baktığımda yazdığım romanlarla çocukluğumda izlediklerim arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. Polisiye ve psikolojik gerilime ilgim büyük ihtimalle o yıllarda başladı.

Gülnihal Özmen: Bir suç hikâyesi yazarken sizi en çok hangi sorular düşündürüyor? Karakterlerinizi kurgularken çıkış noktanız nedir, merak ediyorum.

Özlem Abut Otluoğlu: Bir suçun nasıl işlendiği kadar, bir insanın o suçu neden işlediği de ilgimi çekiyor. İnsan, insanı neden incitir? Bir erkek, sevdiğini söylediği kadına neden zarar verir? Şiddet gören bir kadın neler yaşar, çevresindekiler bunların ne kadarını fark eder? Daha önemlisi ne tür bir aksiyon alırlar? Yazarken bu soruların peşinden gidiyorum. Karakterlerimin davranışlarını, korkularını, kendilerine söyledikleri yalanları anlamaya çalışıyorum. Çünkü bana göre bir insanı yazabilmek için onun dünyasına girmek, olayları onun bulunduğu yerden değerlendirebilmek gerekiyor. Eğitimlerime katılan yazar ve yazar adaylarına her zaman söylerim: Kişinin iyi yazabilmesi için empati kurma yeteneğini geliştirmesi gerekir.

Bir suçun nasıl işlendiği kadar, bir insanın o suçu neden işlediği de ilgimi çekiyor.

Gülnihal Özmen: Kadına yönelik şiddet, önceki romanlarınızda da ele aldığınız bir konu. Sekiz Buçuk Metrekare’deki bakış açınız neydi?

Özlem Abut Otluoğlu: İlk romanım Mücevher Gözlü Anka’dan bu yana kadına yönelik şiddeti farklı yönleriyle ele aldım. Veren Gül ve Dostluğu Darağacına Kadardı adlı romanlarımda da bu konu üzerinde durdum. Kapalı kapılar ardında yaşananları, herkesin gördüğü hâlde sustuğu durumları, şiddetin değişik varyasyonlarının kadınların hayatında bıraktıkları izleri anlatmak istedim. Sekiz Buçuk Metrekare’yi yazarken ise kendi şiddete maruz kalmış bir kadın başkomiserin yaşadıklarının mesleğine yansımalarını ele almak istedim. Başkomiser Feraye’nin hem mesleki yetkinliği hem de geçmişinde aile içi şiddete maruz kalmış bir kadın olarak taşıdığı psikolojik yükün, toplumsal ve bireysel katmanlarıyla okurda nasıl karşılık bulacağını merak ediyorum.

Ayvada Kitap Cafe’deki imza gününden bir kare

Gülnihal Özmen: Sizden Başkomiser Feraye Atılgan’ı anlatmanızı istesem…

Özlem Abut Otluoğlu: İstanbul Emniyeti Cinayet Büroda görev yapan, mesleğinde başarılı bir kadın. Geçmişinde aile içi şiddet var. Yaşadıklarının psikolojik yükünü taşıyor ama hayatına devam ediyor, çalışıyor, sorumluluk alıyor. Feraye’yi güçlü kılanın, bütün zorlukların üstesinden gelme becerisinin olduğunu düşünmüyorum. Hayat onu ziyadesiyle örselemiş, kendine bakmayı bırakmış, kadınlığından vazgeçmiş. Zorlanmasına rağmen işini yapabilmesi, kararlarının sorumluluğunu üstlenmesi ve adalet için varını yoğunu ortaya koyması benim için daha anlamlı.

Gülnihal Özmen: Feraye’nin geçmişiyle mesleki kimliği arasındaki ilişkiyi nasıl kurdunuz?

Özlem Abut Otluoğlu: Bir kadın karakterin güçlü olması, hiç incinmemesi ya da her durumda doğru kararı vermesi anlamına gelmiyor benim için. Feraye’nin geçmişinin bugünkü davranışlarıyla ilişkisini kurmak, onu tanımamın önemli bir parçasıydı. Başkomiser Feraye’nin travmalarının yansımalarını davranışları aracılığı ile okura sunarak bir alt metin oluşturmaya çalıştım.

Bir kadın karakterin güçlü olması, hiç incinmemesi ya da her durumda doğru kararı vermesi anlamına gelmiyor benim için.

Gülnihal Özmen: Adalet arayışı romanınızda önemli bir yer tutuyor. Bu arayışın, haksızlığa uğrayan insanların hayatındaki karşılığını nasıl görüyorsunuz?

Özlem Abut Otluoğlu: Sekiz Buçuk Metrekare’de benim için en önemli konulardan biri adalet. Haksızlığa uğrayan bir insanın, yaşadıklarının karşılıksız kalmayacağına inanması çok hayati önem taşıyor. Bu inanç, geleceğe bakabilmesi ve hayatına devam edebilmesi açısından şart. Adaletin gecikmesi de insanın yaşamında derin izler bırakıyor. Romanı yazarken bu düşüncelerimi harmanladım. Bir suçun ardından geride kalanların hayatını, cevap bekleyen soruları ve gerçeğin ortaya çıkmasının onlar için ne anlama geldiğini önemsedim. Romanı kaleme alırken adaletin er ya da geç tecelli edeceğine olan inancımı tazelemek istedim.

Gülnihal Özmen: Polisiye merakıyla psikolojik gerilimi bir araya getirirken nasıl bir okuma deneyimi yaratmak istediniz?

Sekiz Buçuk Metrekare’de okurun dikkatini diri tutacak bir bulmaca kurgulamak istedim.

Özlem Abut Otluoğlu: Polisiye yazarken okurun merakını canlı tutmayı seviyorum. Sorular sormasını, ayrıntılara dikkat etmesini, ihtimalleri değerlendirmesini istiyorum. Psikolojik gerilimde beni heyecanlandıran ise karakterleri tanıdıkça aynı olaya farklı bakış açıları getirebilmek. Okur karakterin davranışının ardındaki asıl nedeni öğrendiğinde, meseleyi tekrar mercek altına almalı. Sekiz Buçuk Metrekare’de okurun dikkatini diri tutacak bir bulmaca kurgulamak istedim.

Adana, imza gününden bir kare

Gülnihal Özmen: Kitabınızın ithafı, “Yeter’e ve ‘Yeter!’ diyemeyenlere…” Bu sözün sizin için anlamı nedir? Bir de Feraye’yle yeniden buluşacak mıyız, merak etmiyorum desem yalan olur.

Özlem Abut Otluoğlu: Kitabım şu cümleyle başlıyor: “Yeter’e ve ‘Yeter!’ diyemeyenlere…” Bu cümle, yazma nedenimle doğrudan ilişkili. Sekiz Buçuk Metrekare’yle okura anlatmak istediğim hikâyenin merkezinde, şiddetin insan hayatındaki etkileri ve adalet arayışı var. İkinci sorunuza gelince Başkomiser Feraye Atılgan rahat durur mu? Bir sonraki cinayeti aydınlatmakla meşgul şu sıralar.

Gülnihal Özmen: Yazmak için Yazmak Gerek sohbetlerinde ev sahibini ağırlamak büyük keyifti, teşekkür ederiz.

Özlem Abut Otluoğlu: İlahi, benim için de öyleydi. (Gülümsüyor)

 

“Özlem Abut Otluoğlu ile Sekiz Buçuk Metrekare Üzerine” için 3 yorum

  1. Behiye turgut

    Başarılarınızın devamını dilerim hocam. Gerçi bir kız kardeş kazandım kızımın çok sevdiği. Teyzesi oldu ne mutlu bize ellerinize sağlık gülnihal hanım özel insanlarla görüşmek bana ayrıcalık katıyor 🙏🙏

  2. Ayfer Buruk

    Çok lezzetli bir ropörtaj olmuş, kısa geldi bana. 😊 Her ikinizin de yüreğine sağlık.. Feraye Atılgan’ın bir sonraki macerasını sabırsızlıkla bekliyorum, umarım fazla bekletmez bizi. 😃
    Sevgiler..🥰

  3. Volkan Uğraç

    Özlem hanım candır. Yazmaya gönlünü vermiş, bunun yanısıra yazma yolculuğuna çıkan arkadaşlarına hiç düşünmeden el uzatan pırlanta gibi bir kalptir. Kitabım çıkana kadar her adımda yanımda oldu, elinden gelen her yardımı bir saniye düşünmeden yaptı. Benim için yeri çok başkadır. Bu devirde böyle bir dost kazanmak benim için çok büyük bir şans. Bunun yanında çok da iyi bir yazardır. 8.5 Metrekare son sahnesine kadar heyecanını kaybetmeyen, finaliyle tüm okurları şaşırtabilmiş bir romandır. Yolcuğumuzun devamı dileğiyle…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir