Masumiyet Müzesi’nde İleri Seviye Bir Anlatım Tekniği

Romanda Bütünlük ve Foreshadowing (İleriye Atıf) Tekniği 

Romanda bütünlük, olay örgüsü, karakterler, zaman, mekân ve tema arasında tutarlı ve bağlantılı bir yapı kurulmasıdır. Her sahne, her detay ve her gelişme anlatının genel amacına hizmet etmelidir. Gereksiz veya kopuk unsurlar, okurun dikkatini dağıtır ve metnin etkisini azaltır. Bu nedenle bütünlüğün güçlü bir romanın temel şartlarından biri olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün sizlerle paylaşmak istediğim Foreshadowing (İleriye Atıf) Tekniği, söz ettiğimiz bütünlüğü kurmada kullanılan temel tekniklerden biridir. Bu teknik, hikâyede ileride gerçekleşecek olayların önceden ipuçlarıyla hazırlanmasını sağlar. Okur, söz konusu ipuçlarını fark etmese bile anlatının tutarlı olacak biçimde kurgulandığını algılar.

Tekniğin kullanımı, özellikle olay örgüsünün sağlam kurulmasına yardımcı olur. Erken bölümlerde verilen küçük detaylar, ilerleyen bölümlerde anlam kazanır.  Metin bu sayede tutarlı hale gelir. Roman sağlam bir finale kavuşur çünkü anlatının bağlamı metin içinde temellendirilmiş olur.

Yazarlar için önemli olan, bu tekniği dengeli kullanmaktır. İpuçları açık olursa tahmin edilebilirlik artar, üstü  kapalı olursa etkisi azalır. Bu nedenle ileriye atıf planlı ve kontrollü şekilde yapılmalıdır. Bu sayede romanın bütünlüğü sağlanır ve anlatının kalitesini artar.

Romanda Foreshadowing Tekniği Kullanım

Foreshadowing (İleriye Atıf) Tekniği farklı şekillerde kullanılabilir. Karakterin söylediği bir cümle, ileride gerçekleşecek bir olayın işareti olabilir mesela. Mekânda yer alan bir nesne ya da küçük bir detay, yaşanan bir gelişme ilerleyen bölümlerde anlam kazanabilir. Yazarın karakterine yüklediği kimi davranışlar da ileriye atıf işlevi görebilir.

Tekniği etkili kullanmak için ipuçlarını yerleştirmek yeterli değildir. Yazar söz konusu ipuçlarının anlatı içindeki zamanlaması ve dağılımı da göz önünde bulundurmalıdır. Burada önemli olduğunu düşündüğüm bir detayın altını çizmek isterim: İpucu, anlatıya dahil edildiği anda değil, okurun ilerleyen bölümlerde bu ipucuyla bağlantı kurduğu anda işlev kazanır.

Yazar ve yazar adaylarının dikkat etmesi gereken, ileriye atfı okurun hafızasını yönetecek şekilde tekrar edecek ve değişik biçimlerde kullanmasıdır. Aynı bilginin metinde farklı biçimlerde, defaten sunulması okurun bilinçaltını harekete geçirir. Sözünü ettiğim tekrarlar birebir aynı şekilde yapılmamalı, bağlama uygun küçük değişikliklerle verilmelidir.

Minik bir not eklemek istiyorum: Yazarın ileriye atıf amacıyla anlatıya yerleştirdiği her ipucu, metnin ilerleyen bölümlerinde açık bir karşılık bulmalıdır. Karşılığı olmayan hiçbir detay, foreshadowing kapsamında kullanılmamalıdır. Altın kuralımızı yeri gelmişken hatırlamak isterim: Anlatımı ileriye taşımayan hiçbir unsurun metnimde yeri yoktur.

Masumiyet Müzesi’nde Bu Tekniğin Güçlü Örnekleri Var

Orhan Pamuk’un Foreshadowing (İleriye Atıf) Tekniğini Masumiyet Müzesi adlı romanında kullanım biçimi yazar ve yazar adayları açısından değerli öğretiler sunmaktadır. Masumiyet Müzesi’nde yer alan sahneler, ileriye atfın metin içinde nasıl kurulduğunu açıkça gösteriyor. Şimdi bu kullanımı örnekler üzerinden inceleyelim…

“Bir kaza olmuş, yol kapanmıştı. Az önce geçen Hayat-Temiz Su tankerinin, yokuşu inerken sol şeride girip bir dolmuşu ezdiğini gördüm. Freni patlayan su kamyonunun şoförü bir kenarda elleri titreyerek sigara içiyordu. 1940’lardan kalma uzun burunlu Plymouth marka Teşvikiye-Taksim dolmuşunun önü, kamyonun ağırlığıyla yok olmuştu. Bir tek taksimetre sağlamdı. Gittikçe artan meraklılar arasından ön koltukta kırık cam ve ezilmiş araba parçaları içerisinde kanlı bir kadın gövdesinin sıkıştığını, bunun az önce Şanzelize Butik’ten çıkarken gördüğüm esmer kadın olduğunu anladım. Yerler cam kırıklarıyla kaplıydı. Füsun’un kolundan tuttum, ‘Gidelim,’ dedim. Ama aldırmadı. Arabanın içinde sıkışıp ezilen kadına gözlerini doyurana kadar sessizce baktı.”
— Masumiyet Müzesi, 39. Baskı, s.70

Alıntıya konu olan sahnenin romanda kullanılan İleriye Atıf Tekniğinin dikkat çekici bir örneği olduğu düşüncesindeyim. Kemal’in gördüğü trafik kazasında -kanlı bir kadın gövdesinin- arabanın içinde sıkışmış hâlde tasvir edilmesi, romanın ilerleyen bölümlerinde Füsun’un yaşayacağı trajik sonun erken bir yankısı olarak değerlendirilebilir.

Özellikle sahnenin sonunda Füsun’un kazaya uzun süre sessizce bakmasının olayı rastlantısal bir gözlem olmaktan çıkarttığına dikkat çekmek isterim. Orhan Pamuk’un –gözlerini doyurana kadar- şeklinde tasvir ettiği bu bakış, karakterin farkında olmadan kendi kaderinin bir görüntüsüne tanıklık etmesi olarak yorumlanabilir. Romanın sonunda Füsun’un da bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi, bu sahnenin geriye dönük olarak anlam kazanması açısından Foreshadowing (İleriye Atıf) Tekniğinin mantığı ile birebir örtüşüyor. Orhan Pamuk’un anlatının başına yerleştirdiği ve  sıradan bir olay gibi görünen kazanın aslında anlatının trajik sonucunu önceden ima eden sembolik bir sahne olması ileriye atfın tipik bir örneğidir.

Semboller Aracılığı ile Foreshadowing (İleriye Atıf) Tekniği

Romanlarda semboller karakterlerin duygularını dolaylı biçimde anlatmanın güçlü yollarından biridir. Masumiyet Müzesi’nde ayçiçeği sembolü bu açıdan önemli bir rol oynadığı gibi Orhan Pamuk tarafından bir nevi ileri atıf kullanıldığını söylemek mümkün. Yine bir alıntı üzerinden ilerleyelim…

“On gün sonra gözlerini kapayıp bana sarılırken, aklının ona hangi filmi gösterdiğini sorduğumda, ‘Ayçiçekleriyle kaplı bir tarla görüyordum,’ dedi bana.
— Masumiyet Müzesi, 39. Baskı, s.34

Füsun’un Kemal’le birlikte olması sonrasında hayalinde ayçiçekleriyle kaplı bir tarla görmesi, romanda ayçiçeğinin mutluluk, özgürlük ve geleceğe dair umutların sembolü olarak ortaya çıkıyor.  Ayçiçeği güneşe yönelen bir bitki olduğu için yaşam enerjisini ve ışığa dönük bir hayat arzusunu da çağırıyor. Bu sahnede Füsun’un zihninde beliren ayçiçeği tarlası, onun Kemal’le yaşayabileceğini düşündüğü ideal ve huzurlu hayatın imgesidir. Romanı okuyanlar Pamuk’un böylece anlatının başlarında doğa imgeleri aracılığıyla Füsun’un iç dünyasını ve hayalini sembolik biçimde kurduğuna tanıklık etmektedir.

Peki ya sonra? Okur, okumaya devam eder ve ayçiçeklerini unutur ta ki romanın sonlarına doğru aynı sembol tekrar edip karşısına bir kez daha çıkana kadar.

“Çınar ağacının gerisindeki ayçiçeği tarlası ve ortasındaki ev, Keskinlerin sofrasında yıllarca kullanılan Batanay marka ayçiçeği yağının üretildiği küçük fabrikacıktı. Kazadan az önce araba hızla yol alırken, bunu Füsun da ben de fark etmiştik.”
— Masumiyet Müzesi, 39. Baskı, s.456

Okuru sayfa 34’ten sayfa 456’ya taşıyan okuma serüveni onu ayçiçekleri ile bir kez daha buluşturmaktadır. Romanın sonunda Kemal’in kazadan hemen önce gördüğü ayçiçeği tarlası, metnin başında kurulan sembolün trajik bir geri dönüşü niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Başlangıçta Füsun’un hayalinde mutluluk ve umutla beliren ayçiçekleri, kazadan hemen önce yeniden görünerek acı bir karşıtlık yaratır.

Orhan Pamuk, ayçiçeği sembolünü hem geçmişteki mutluluk düşünü hatırlatan hem de Füsun’un trajik sonunu çevreleyen güçlü bir sembol olarak kullanır.

Romanda bütünlük, anlatıyı inşa eden unsurların dağılmayarak belli bir eksen etrafında şekillenmesidir.  Okur bu sayede metnin tutarlılığını deneyimler ve hikâyeyi içselleştirir. Foreshadowing diğer bir deyişle ileriye atıf açısından bakıldığında, anlatının erken bölümlerinde verilen ipuçlarının metnin ilerleyen bölümlerde karşılık bulmasının söz konusu bütünlüğü doğrudan desteklediğini görüyoruz.

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere,

Özlem Abut Otluoğlu

 

 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir