SUSKU
Gözlerin…
Bir dağın yamacında unutulmuş iki ateş parçası;
içinde hem yanık kokusu var
hem çocukluğundan kalan bir ürperti.
Kim bilir kaç geceyi gömdün içine,
kaç sabahı eksik doğurdun?
Biliyorum, sen anlatmasan da söylüyor yüzün.
Ben en çok kendime zarar verdim,
seveceğim diye insanları…
Bedenindeki yarık
bir kader çizgisi değil artık;
dünyanın içinden geçen uzun bir yol gibi:
sert, dikenli ama yürümekten başka çarenin kalmadığı.
Her çivi bir sancı olmuş sende,
her sancı bir türkü,
her susuş bir mezar taşı…
Ah kadın,
senin acının rengi bile beyaz.
Yasını bile sessiz tutuyorsun.
Öyle bir susuyorsun ki,
duyanın kalbi ıslanıyor.
Sen konuşsan,
bir dağ yarılır belki;
fakat sen gülümseyip geçiyorsun.
Herkes güçlü sandığı için
sen de güçlü görünmek zorunda kalıyorsun.
Sorsalar sana:
“En çok neren acıyor?” diye,
sen,
“Gülüşümün altındaki yer.” derdin.
Bir ozan görse seni,
bağlamasını dizine dayayıp
hüzünlü bir havaya vururdu teli;
“Kara toprak alır derman,
senin bu yükü kim alacak?”
diye içlenirdi sessizce.
Ağrının içinden geçen bir yol var sende,
kimse bilmez.
Gece olunca büyüyen,
gündüz olunca içine çektiğin o yol;
belki de senin bütün yalnızlığın
kimsenin görmediği bu yürüyüşte gizli.
Sen, kapısı kendine kapanmış bir ev gibisin;
içinde ışık var
ama dışarıdan bakan hep karanlık sanır.
Bedenine saplanan çiviler
kader değil;
çocukken başlayan bir anılar zinciri.
bir kısmı sevilmeyen ellerden,
bir kısmı kimsenin tutmadığı omzundan.
Ve sen hepsini tek başına taşıyorsun.
Kimse fark etmiyor.
Kimse bilmiyor.
Sen bile bazen unutuyorsun neren yaralı.
Ama bak,
toprağın göğsü bile yarılır da
içinden bir çiçek çıkar.
İşte sen o çiçek gibisin.
Her çivinin gölgesinde
bir direncin filizlenmiş.
Her yaranın ucunda
bir boğuk nefes saklı.
İçine baktıkça görüyorum:
Ne kadar kırılmışsan,
o kadar büyümüşsün.
Bir gün birisi gelir belki;
o yarığın kenarına değil,
tam içine dokunur.
Kanatır mı?
Belki.
Ama kabuk tutmayan yerlerin
ilk kez sıcaklık görür.
sevmek,
bazen bir çiviyi sökmek kadar acır.
Ama o acı,
senin acından küçük kalır.
Biliyorum,
sen yürüdükçe tınlıyor çivi sesleri.
Duyan olmuyor.
Ama gökyüzü duyuyor seni, kadın.
Toprak duyuyor.
Rüzgâr bile hafif esiyor sen geçerken;
“Yükün ağır.” der gibi.
Sen yine de dimdik duruyorsun.
Seni ayakta tutan şey
inadına yaşamak değil;
hayatın ısrarla seni sevmemesine rağmen
senin yaşam kıvılcımlarına sarılman.
Sen söylemesen de ben anlıyorum:
Bütün çivilerin
bir gün gevşeyecek,
beyazın yarığı kapanacak,
kederin içinden beyaz bir gül çıkacak.
Sen yürümeye devam edeceksin,
yol seninle güzel olacak.
Bir türkü dolaşıyor içimde
senin yüzüne bakınca:
“Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özümden sel gizli gizli.
Yâr oturur, ben ağlarım görünce;
Bir yaram var, bir de yaramın yarası gizli.”
senin acın bile şiir kokuyor.
Senin kuvvetli duruşun bile türkü söylüyor.
Ey kadın…
bakışın bile
“Ben buradayım,”
diyor dünyaya.
Neslihan Akkuş – Ocak ‘26
Editör: Özlem Abut Otluoğlu


Şiirin türküye dönüşümü olmuş. Çok iyi👏 Tebrikler.
Teşekkürederim ☺️
Harika. Kaleminize sağlık.
Tek kelimeyle bayıldım. Ne kadar anlamlı sözler. Yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum
Teşekkür ederiz:)