KANADI KIRIK KUŞ
Yattığı hastane odasında rüzgârın uğultusu pencereye vuran yağmur damlalarının sesi eşliğinde uzaklara dalıp gitmesine sebep olmuştu. Doğduğu köy geldi gözlerinin önüne, böyle soğuk havalarda sobada yanan odunların çıtırtısını dinleyip tavana vuran alevlerin gölgesini seyrederek ağabeyiyle koyun koyuna uykuya dalarlardı yer döşeğinde.
Salih çiftçi bir ailenin ikinci erkek çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Sapsarı saçları vardı, masmavi gözlerinden yayılan ışıltı, daha o zamanlar ne kadar zeki bir çocuk olacağının sinyalini veriyordu.
Gerçekten de ilkokula başladıktan sonra hep başarılı bir öğrenci olmuştu. Okuldan arta kalan zamanlarda inekleri ve koyunları otlatmaya götürürdü. Köyün üst tarafında, ormanın içinde büyükçe bir mera vardı. Salih hayvanlar otlarken asırlık çınar ağacının altında bazen de tepesine tırmanarak kitabını okur, hayaller kurardı. En büyük tutkusu bir gün göklerde uçabilmekti; pilot olmayı istiyordu.
Salih’in bir de kuşlara tutkusu vardı. On tane kadar cins güvercin edinmişti. Boş kaldıkça onlarla ilgileniyor, gökyüzünde süzülerek uçmalarını, taklalar atmalarını hayranlıkla izliyordu. Kuşlar uçtukça dünyayı onların gözlerinden görmeye çalışıyordu. Köyünün üzerinde sanki kendisi uçuyordu. Uçsuz bucaksız ormanı, tepeleri, dereleri ona bir masal kitabından fırlamış gibi gelirdi her defasında; “Gün gelecek bu dünyaya yukarıdan bakacağım” diye kendisine söz veriyor, o günleri iple çekiyordu.
Aldığı kararı babasına söylediği zaman hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Babası kendisini okutacak durumu olmadığını, tıpkı ağabeyi gibi ilkokulu bitirdikten sonra tarlada çalışması gerektiğini, yaşı gelince de fabrikada işe başlayacağını söyledi. Köyün yakın çevresinde dokuma fabrikaları vardı. Neredeyse bir gelenek haline gelmişti, on beş- on altı yaşlarına gelen gençler bu fabrikalarda işe başlar, askerliğini yapar sonra yine işine devam ederdi.
Salih böyle bir hayatı hayal dahi edemiyordu. Onun tutkuyla istediği tek şey göklerde uçmaktı. Neden hep başkaları karar veriyordu ki hayatını nasıl yaşayacağına? “Nasıl olsa babamı ikna ederim.” diye düşündü ancak öyle olmadı. İlkokulla birlikte delikanlının hayalleri de bitmişti. Babası onu yanına almış, daha küçücükken traktör kullanmayı, çift sürmeyi öğretmişti. Bazen tarlada bazen hayvanlarla merada zaman uçup gitmeye başlamıştı. Tek zevki kuşlarıydı. Onların havada süzülüşünü izlerken gözlerini kapatıp kendini gökyüzünde, bir uçağın pilot kabininde hayal ediyordu. Gözlerini açtığı zamanda hayal kırıklığı ile yüreği sıkışıyordu.
On altısına geldiğinde babasının zoruyla fabrikada çalışmaya başlamıştı. Anası Emine Hanım yıllarca kocasını ikna etmeye çalışmış; “Bu çocuk çok akıllı Hüseyin Efendi, gel inat etme okutalım, kurtarsın kendini.” diye yalvarmışsa da başarılı olamamıştı. Bu oğlu da diğeriyle aynı kaderi, aynı mutsuzluğu paylaşacaktı. Dua etmekten başka bir şey gelmiyordu Emine Hanım’ın elinden.
Halı dokuma fabrikasında işe başlamıştı çocuk, hayallerini yüreğinin cebinde saklayarak. Umutları her geçen gün daha da tükeniyordu. Üç vardiya çalışıyordu, iyice içine kapanmıştı. Özgürlüğü elinden alınmıştı. Kendini fabrikada değil de bir hapishanede hissediyordu. Artık tarlaya, hayvan otlatmaya gidemediği için kendini kuşlara adamıştı, yakaladığı her fırsatta onlarla vakit geçiriyor, dertleşiyordu. Hele biri vardı ki Salih için bambaşkaydı, boynunda kına gibi bir lekesi olduğu için ona Kınalı adını vermişti. Pırıl pırıl tüyleri olan çok güzel bir güvercindi Kınalı. Sanki sahibinin ruh halini biliyor da onu eğlendirmeye çalışıyor gibi uçuyor, süzülüyor, taklalar atıyor, sonra gelip önüne konuyor, gözlerinin içine “Beğendin mi?” der gibi bakıyordu.
Böylece aylar geçmişti aradan sonra da yavaş yavaş yıllar. Salih her geçen gün ruhsal olarak da fiziksel olarak da çöküyordu. İşçi olarak hayatına devam etme fikrini kabul edemiyor, özgürlüğüne doğru kanat çırpmak istiyordu. İçten içe hep “Allah’ım, ne olur askerde bari havacı olayım, belki o zaman bir helikoptere ya da uçağa binebilirim. Belki paraşütle bile atlayabilirim.” diye yakarıyordu. Neyse ki az kalmıştı askerlik zamanına, biraz daha sıkacaktı dişini.
Fabrikada çalışırken o koca koca makinelerin arasında sıkışmış hissediyordu kendini. İşte, şuradaki bobin, ipi değil de sanki ömrünü sarıyordu huniye. Şu tezgâh halıyı değil de gençliğini düğümlüyordu ilmek ilmek. Ya şu koca variller kumaş artıklarını değil hayallerini götürüyordu arka bahçedeki atık deposuna. O akşam içinde tarif edemediği bir sıkıntıyla kendini eve zor attı. Ertesi gün işe akşam vardiyasında gideceğinden bütün gününü kuşlarıyla geçireceği için çok mutluydu. Öğleye kadar uyudu, sonra kahvaltısını yapıp soluğu yine onların yanında aldı. Teker teker saldı hepsini dışarıya, neşeyle uçuşmaya, çığlık çığlığa bağrışmaya başladılar. Kınalı her zamanki gibi bütün marifetlerini göstermeye çalışıyordu, taklalar attı, döndü durdu, tam aşağı doğru uçuşa geçmişti ki nasıl olduysa ceviz ağacının dalları arasına dalıp kayboldu. Salih bekledi, bekledi ama Kınalı çıkmadı. Hemen koştu, uzun boyu ve cüsseli yapısı sayesinde kolayca tırmandı ağaca. İki dalın arasına sıkışıp kalan minik dostunu yavaşça ellerine aldı. Acıyla inledi zavallı kuş, kanadı kırılmıştı. Salih evde Kınalı’yı sıkmamaya özen göstererek kanayan yeri temizledi, pansuman yaptı, ince bir sargı beziyle sardı kanadı. Anasına seslendi, koşarak geldi Emine. Kuşu ona teslim edip hastasına iyi bakmasını tembihledi. Vardiya saati gelmişti; işe yetişmesi gerekiyordu.
Tam saatinde yetişti, hemen iş başı yaptı ama aklı fikri Kınalı’daydı. Acaba anası zapt edebilecek miydi kuşu, çabuk iyileşebilecek miydi? O kadar dalmıştı ki çalıştığı makinanın arıza sinyali verdiğini fark etmedi. Bobinden kopan ipi bağlayacağı zaman o kısmı durdurup düğüm atar, sonra yine çalıştırıp ipin sarılmasını başlatırdı. Her zamanki el alışkanlığıyla düğmeye bastı, makina duracak sanıp elini uzatmasıyla dişlilerin parmaklarını kapması ve kolunu içeri çekmesi bir oldu. Acı acı çığlıklar atıyordu Salih, sesini duyan diğer işçiler yetiştiler imdadına, makinayı durdurdular. Sonrası… Sonrası karanlık, kocaman bir boşluktu.
Salih gözlerini açtığında hastanedeydi. Anasının sesiyle kendine geldi.
“İyi misin oğlum, ağrın var mı?”
Baktı, göz göze geldiler ama cevap vermedi. Belki de lafı değiştirmek istediğinden; “Kınalı nasıl ana, kanadı iyileşecek mi, tekrar uçabilecek mi?” diye sordu.
Tam o sırada kapı açıldı. Doktor girdi içeri. Babacan bir tavırla; “Geçmiş olsun Salih, daha iyi gördüm seni. Güzel bir haberim var, fabrika iş kazası olduğu için sana hem tazminat verecek hem de protez bir kol taktıracak. Yaran tamamen iyileşsin sonra ne gerekiyorsa yapılacak, birkaç gün içinde taburcu edeceğiz seni.” deyip çıktı. Bir şey diyemedi delikanlı, boğazı düğümlenmişti, sağ elini uzatıp artık yerinde olmayan kolunu tutmak isterken anası boşlukta kalan elini tuttu. Öptü, kokladı, kalbinin üstüne koydu oğlunun kalan tek elini ve az önceki sorusuna cevap verdi. “Evet oğlum.” dedi, “Kınalı iyileşecek, tekrar uçacak hem de eskisinden çok daha özgür bir şekilde.”
Ayfer Buruk – 2025
Editör: Özlem Abut Otluoğlu / Redaktör: Gülnihal Özmen


Kaleminize sağlık, uçsun istedim nedense, hikayeler hep mutlu bitsin isterim🥰
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Hayali gökyüzü olan bir gencin kanadının kırılmasını nasıl güzel anlatmışsiniz Ayfer Hanım.Kaleminize sağlık 🩵
Nasıl güzel bir anlatım. Kendimden de bir parça buldum. Babamın hikayesine o kadar çok benziyor ki. Yüreğinizin, emeğinizin, kaleminizin,ışığı her daim parlasın. Kucak dolusu sevgiler. Ayfer Direktörüm.
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Yüreğinize sağlık Ayfer hanım . T çocukların hayalleri gerçek olsun .
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Kendini heryönde bu kadar geliştirebilen birini daha tanımıyorum.Kalemine yüreğine sağlık Ayfer hanımcığım .Yolun güzelliklere çıksın.Harika bir öyküydü.
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Hep ayakta kalıp daima umutla yol almak daha ne kadar ıyı anlatılabilirdi yuregınıze kaleminize saglık
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Kalemine sağlık, yüreğine sağlık 💞
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Ülkemizdeki birçok gencin yarasına çok güzel parmak basmışsınız. Kaleminize sağlık keyifle okudum.
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Hüzünlü, aynı zamanda umut içeren bir öykü..
Yüreğinize, kaleminize sağlık.
Çok teşekkür ederim 🙏🥰
Canım Ayfer hanımcığım,kaleminize yüreğinize sağlık 🌷Böyle okuyamayan biri olarak beni derinden etkiledi😒İlhamınız çoğalsın,kaleminiz daim olsun 👏🏻🥰
Canım Ayla hanımcığım, çok teşekkür ederim.🙏❤️
Sonunu merak ettim. Devamı gelir inaşallah Ayfer hocam