Sizden Gelen Öyküler

Hayriye Hanım

Hayriye Hanım gözlerini koltukta açtı yine. Belli ki uyuyakalmıştı. Kimse de yerini değiştirmemişti; bazen gözlerini kapattığı yerle açtığı yer başka olurdu. Onun için koltuğu en rahat yerdi evdeki. Nerede uyanırsa uyansın koşa koşa gelir, koltuğuna yerleşirdi. Hayriye Hanım’ın koltuğu tam cam kenarında aynı zamanda kalorifere de yakındı. Kışın burada ısınmak gibisi yoktu. Hem camdan dışarıyı görebiliyordu hem de iliklerine kadar ısınıyordu.

Artık yaşlanmıştı. Çok zamanının kalmadığını hissediyordu. Nefes almakta gittikçe zorlanmaya başlamıştı. Sanki burnunu biri eliyle kapatıyordu da yeteri kadar hava çekemiyordu ciğerlerine. Başta çok rahatsız oluyordu ama artık alışmıştı. O yüzden fazla hareket etmemeye çalışıyordu. Ne kadar hareket etse nefes alması da bir o kadar zorlaşıyordu çünkü. Uzun süreden beri kemiklerinde yaşlılıktan kaynaklı bir sızı da vardı, eklemleri ona acı veriyordu. Hoplamak ve zıplamak çocukluğunda kalmıştı yürümeye bile dermanı kalmamıştı. Az yemek yiyor doğal olarak da tuvaletini seyrek yapıyordu. İştahı da yoktu zaten.

Evin hanımı yemeklerini getirirdi, saatlerini hiç aktarmazdı. Gerektiği vakit banyo da yaptırırdı. Şampuanları, sabunları hep ayrıydı. Eskisi kadar sık banyo yapamıyordu zaten. Banyodan sonra ağrıları artıyordu. Nem hiç iyi gelmiyordu vücuduna. Kuruması da uzun zaman alıyordu. Sanki eklemlerindeki ağrıyı da artırıyordu su. Duştan çıkınca yoruluyordu. Uzun bir uykuya dalıyordu koltuğunda. Hanımı rahatını bozmak istemediğinden onu rahat bırakıyordu.

Dışarıyı seyre dalmışken çocukluğunda sevdikleriyle dışarı çıktığı, coşkuyla gezdiği zamanları hatırladı. Arkadaşlarıyla kırlarda dolaşmaya bayılırdı. O zamanlar iştahı yerindeydi. Böceklerle oynardı. Böceklerle oynamayı çok severdi. Eve getirmesine izin vermezlerdi ama. Eve gizlice getirdiği böcekleri bulunca evin hanımı çok kızardı. Evin hanımı diyordu ona çünkü bilirdi kan bağları yoktu. Bundan önce de başkasının evinde kalıyordu. Orada ona hiç iyi davranmamışlardı, daha fazla dayanamayınca kaçmıştı. Şiddet gördüğünü hatırlıyordu. Sırtındaki, kolundaki yaraları hala tazeymiş gibi acıtıyordu Hayriye Hanım’ı. Hala izleri vardı vücudunda.

Kendine yeni bir ev bulması gerekiyordu, ev düzeninde yaşamaya alışmıştı bir kere. Şimdiki hanımına onu eve alması için yalvarmıştı ta ki onu kabul edene kadar. O kadar iyi kalpliydi ki evin hanımı onu geri çevirmeye gönlü razı olmamıştı. Kim tanımadan evini açardı ki bir yabancıya? Gördüğü ilgiye müteşekkir yük olmamaya çalıştı yeni hamisine. Böcekleri sevmediğini anlayınca da bir daha eve getirmedi.

Saçlarıyla oynarlardı, tararlar, süslü tokalar takarlardı. Çok hoşuna giderdi Hayriye Hanım’ın. Onunla ilgilendiklerinde, ona gülümsediklerinde, onunla oynamaya çalıştıklarında mest olurdu. Ev ahalisiyle oyun oynar, gülerdi.

Ona hediye de almışlardı. Ufak bir altın zincir. Üzerinde isim yazanlardan. Onun için anlamı büyüktü. Sanki o eve kabul edilme nişanesiydi bu. Altın zinciri boynundayken o eve ait hissediyordu. Başta biraz ağırlık yapmıştı, yük gibi gelmişti ama sonra alışmıştı. Seve seve kabul etti bu değerli armağanı. Koşulsuz sevgileriyle kalplerini açmışlardı ona, müteşekkirdi.

Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. İç çekti. Belki bu haftayı çıkarırdı ama haftaya burada olamayacağını hissediyordu. Artık eskisi gibi Hayriye Hanıma baktıklarında yüzleri gülmüyordu evdekilerin de. Belli ki onlar da farkındaydı kalan kısıtlı zamanın. Ona özenle bakmaya devam ediyorlar, ilaçlarını muntazam veriyorlardı. Bir süre ağrılarını geçiriyordu verdikleri ilaçlar. Tam ağrısız geçen sürenin keyfini çıkarmaya çalışacağı zaman ise tekrar geliyordu ağrılar. Durumunun giderek kötüye gideceğini anlamış, kendini kısa süreliğine iyi hissetmesinin anlamı kalmamıştı. Nasıl olsa kurtulamayacaktı. İlaçlarını almadığında ailesinin üzüleceğini biliyordu ama onlar için de daha iyi olacaktı yanlarından ayrılması. Yaşlı bedenini geride bırakma zamanı gelmişti.

Evden çıkıp gitmek istemişti, vedaları sevmezdi. Onu yerinde bulamadıklarında muhakkak anlarlardı aralarından ayrıldığını. Ama bedenini hareket ettirecek gücü bulamamıştı.  Son nefesini uykusunda verdi Hayriye Hanım, on yedi yıllık uzun yaşamı o gece sona erdi.

Evin hanımı onu bulunca gözyaşlarına boğuldu. Ne kadar uysal bir kediydi. Hiç üzmemişti onları, hiç yaramazlık yapmamıştı. Çok sevdiği koltuğunda hayata veda etmişti sessizce. Evin babasının da belli etmek istemese de kalbini hüzün kaplamıştı. Üzüntüsünü belli etmek zayıflık göstergesiydi sanki, hep güçlü olmak zorundaydı. Bir kedinin arkasından ağlarsa çocuklarına iyi örnek olmazdı. Göz yaşlarını gizlice kuruladı.

Evin arka bahçesine ufak bir çukur kazdılar. Ne çok derin ne de yüzeysel. Bembeyaz bir yastık kılıfının içine yerleştirdiler Hayriye Hanım’ın minik bedenini. Kılıfı büyük bile  gelmişti. Çukura usulca koydular evlerinin neşe kaynağını, üzerini kapattılar. Başucuna ufak bir tahta parçası yerleştirdiler. Sonsuza kadar huzurla uyuyacağı yerin başında bir süre bekledikten sonra eve geçtiler.

Başka bir kedi sahiplenmeyi düşünmüyorlardı, kapılarına ansızın gelen, kendini zorla sevdirip kabul ettiren Hayriye Hanım’ın yerini başka hiçbir kedi alamazdı.  Kedi kumunu, kum kabını, yem kaselerini ve oyuncalarını torbaya koyup veterinere bıraktılar ihtiyacı olan alsın diye. Ailesi, Hayriye Hanım’ın koltuğunun yerini o günden sonra asla değiştirmedi.

Ezgi Benli – Ekim’25

 

 

“Sizden Gelen Öyküler” için 33 yorum

  1. Dilan Bektaşoğlu

    Anlatımınız ve betimlemeleriniz ile resmen yaşadım öykünüzü okurken. En başta içimizi ısıtan sevgiyi sonrasında ise mecburi ayrılıklarla gelen hüznü yaşamak… Hayata dair, hayatın çok içinden. Kaleminize sağlık.

    1. Abdullah Fuat Benli

      Gözlerim dolu dolu hikayenin sonunu getirdim. Ellerine, yüreğine sağlık. Yapılan yorumlarda her şey söylemiş. Onları tekrerlamayacağım. Söyleyeceğim tek şey, bu güne kadar çocuklarım olarak yaptığınız her şeyle gurur duydum. Gurur duymaya da devam edeceğim.

  2. Hikayeyi okurken bir taraftanda bizim evin Bella hanımının sırtını okşuyordum. Ağlattınız, tebrik ederim 🥲 Kaleminize sağlık Ezgi hanımcım.

  3. Ah ciğerparelerimiz! Ne kadar dokunaklı bir yazı, her gördüğü hayvana selam verenlerin içine işleyen… Upuzun ömürleri olsun Hayriye Hanım’ların, Rıfkı Bey’lerin. Minderleri, kaloriferleri, mamaları, vetoları eksik olmasın <3

  4. Nasıl tatlı, iç ısıtan bir öykü olmuş…🥰
    Ezgi Hanımcım, taa iliklerime kadar işledi; bittiğinde hüzün ile karışık hafif bir gülümseme kaldı yüzümde. Kaleminize sağlık, nicelerini okumak dileğiyle🥰

  5. Anlatımın içtenliği, karakterin yerinde olmak yazarken hissetmek ve yaşamak mükemmel sade ve gerçekçi hayat Savaşının anlatımı mükemmel ötesi ellerinize sağlık

  6. Ezgicim anlatımın çok duru ve çok akıcıydı zevkle okudum ayrıca iki küçük tüylü dostta sahip olarak bu hikayen beni çok etkiledi 🥹🥹 şu karamsar dünyada iyiki varlar

  7. Kedilere gönül veren biri olarak,onların sesi olman çok hoş.Yüreğine sağlık güzel kız.Çok tesékkürler.🐱🐱

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir