Sizden Gelen Öyküler

BİR DİASPORA HİKÂYESİ

Kaç milyar ışık yılı geçmişti son vedamızın üzerinden? Ne kadar süre bilinmez bir boşlukta yolculuk yapmıştı şavk? O günlerden bize kalan tarifi mümkün olmayan, nedeni ise kör bir kuyu kadar bilinmezliklerle dolu acı bir hüzün. O hüzün ki ilk günkü gibi hala ruhumuzun en derinlerinde hayata tutunuyor. Peki içimizi kor gibi yakan bu acı nereye aitti, nerede filizlenmiş, hangi topraklarda kök salmıştı? Zalim bir poyrazın savurduğu yapraklar gibi koparılmıştık bizi sevgi ile birbirimize bağlayan ana yurdumuzdan. Bilinmezliğe savruluyorduk. En acısı da bu değil mi? Nereye aittik, bir ceset yığınına mı, toprağa mı, ışığa mı yoksa bizi yaratana mı? Yüreğimizi nasıra çeviren bu yolculuk ne zaman bitecekti, mutlak sevgi ve merhamet ile ne zaman kucaklaşacaktık?

Sisli ve zifiri karanlık bir ormanda sadece ürkek bir ay mehtabının yarenliğinde omzumuzda terk edilmişliğin ağır bir öfkesi ile ilerliyorduk. Öfke gözümüzü karartmış, kulaklarımızı sağır etmişti. Artık gerçeğe dair hiçbir şeyi göremiyor ve duyamıyorduk. Doğrusu gerçek neydi onu da bilmiyorduk. Bu kadar bilinmezlikte nasıl gerçeği bulabilir ve mutlu olabilirdik ki? Bildiğimiz tek şey bu yolun sonu sana çıkıyordu. Bizi sana getiren sadece öfke değil, içimizde durduramadığımız yoğun bir sevilme arzusuydu bizden esirgediğin. Peki ay bilseydi bu kadar cimri olur muydu, var gücüyle aydınlatmaz mıydı etrafımızı? Toprak bilseydi, sana kavuşabilmemiz için kısaltmaz mıydı yolumuzu? Gök en yumuşak rüzgarlarını yolcu etmez miydi sırtımıza? Aynı Frankenstein’ın yaratığı gibi. O da yaratıcısını bulma yolunda bir gece tüm çaresizliğine rağmen yürümemiş miydi o kasvetli yolu. Bazen ay heybetli bir elma ağacının arkasına sığındığında gözleri kör eden zifiri bir karanlıkta kalmamış mıydı? Ama kalbini en çok yoran yokluğunun devasa cüssesinde bıraktığı keder değil miydi?

Âdem sadece yediği bir elmadan dolayı mı ayrı düşmüştü Can’dan? Yoksa diğerlerinden öteki olmak mı onu bu denli bir yalnızlığa mahkûm etmişti? Şimdi güneşin her doğuşuyla tekrar yaşam bulan ciğerini gün be gün parçalara ayıran bu ceza ne zaman son bulacak ve arzuladığı merhametine ne zaman sarılacaktı? Kaç yıl daha yolculuk etmesi gerekiyordu vuslata ermek için.  Âdem onun gibi isyan etmemişti. Ona verilen cezaya razı gelmişti gelmesine ama attığı sessiz çığlık sonsuza kadar gökte yankı bulacaktı.

Küçücük bedenine ait koca kalbinde gecenin ayazı kadar yakıcı bir mısra mırıldandı….

“İlk terkediliş anneden miydi?

Gerçekten ilk kim terk etmişti bizi?

Bu büyük sürgünün kökleri neredeydi?

Sonsuz bir yolculuğun bilinmezliği miydi taşıdığımız bu öksüz yük?

Yoksa ruhumuzda derin bir çukur açan terkediliş mi?”

Aysun Akar, Şubat’26 – Ayvalık

Editör: Özlem Abut Otluoğlu

“Sizden Gelen Öyküler” için 12 yorum

  1. Oncelikle bu yazi beni alip ta uzaklara götürdü.her insanin icinin cız ettiği birsey vardir iste tam o bam teline dokundu teşekkürler kaleminize yureginize saglik

  2. Ancak, uyanmış biri bu kadar güzel sorguyalabilir.Tebrikler Aysun Başarılarını devamını diliyorum.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir