HAYAL KIRINTILARI
Gece saat 03.02, karnımın gürültüsü ile uyandım; sanki kulaklarımı sağır edecek. Derin bir açlığın sesi bu, hiç dindiremediğim. Eyvah, kardeşimi uyandıracağım şimdi. Zaten çocuk ağlamaktan zar zor uyudu. Neymiş, ayakkabısının tabanındaki küçük bir delikten su alıyormuş; gün boyu okulda ayakları sızlıyormuş. Gazete ile tıkadım deliği geçen gün ama olmadı. Haklı çocuk. Bugün de okuldan döndüğünde ayakları bumburuşuktu, aynı ruhum gibi. Ahh ruhum… Her gece içime akıttığım gözyaşlarımdan dolayı durağan değil miydi? Kardeşiminkini ben ısıtıyordum ama benimki öksüz kalmıştı.
Bir parça bayat ekmek diyorum, iyi gelir mideme. Onu uyandırmadan kalksam iyi olur. Ah, yine başladı başucumdaki tahtakuruları koltuğu kemirmeye. Bir gün yatak başının tamamını yiyecekler; biz de rahat edeceğiz. Bizim gibilere rahat bir uyku yok sanırım. Peki, annem rahat uyuyor mudur?
Bayat bir ekmek olması lazım akşamdan kalan. Babam yine iyice bayatlamasın diye bağlamış sıkıca poşetin ağzını ama altındaki deliği görmemiş. Ahh baba… Annem olsa su buharında yumuşatırdı ekmekleri. Sahi, nasıl yapıyordu? Kaynayan suyun üstüne kevgirle bayat ekmekleri diziyordu pamuk gibi oluyorlardı. Annem, bizim de kalplerimizi yumuşacık yapmaz mıydın o güzel gülüşünle? Nasıl omuzluyordun bu kadar yükü?
Nerede bu sofra bezi? Nereye koymuştum? Ah, işte burada. Güzelce sereyim ki kırıntılar yere dökülmesin. Tanrı çarpardı, öyle derdi annem. Dediyse doğrudur. Anneler her şeyin en iyisini bilir. Düğme dikmeyi de iyi bilirdi. Gittiğinden bu yana kardeşime senin kadar iyi bakamıyorum anne. Düğmesini dikemedim geçenlerde, çok ağladı zavallı. Sanırım tam bir hayal kırıklığıyım. Neyse, bunca derdimin arasında söylenip bir de çarpılmamayayım; dikkatlice sereyim şunu.
Gerçekten Tanrı çarpar mı? Bu kadar kötülüğün kol gezdiği dünyada Tanrı bir küçük kırıntı için beni cezalandırır mı? Annemi yaratan Tanrı bu kadar kötü olabilir mi? Böyle küçük hesaplar yapar mı? Herhalde birini çarpacak olsa komşumuz Hafize teyzeyi çarpardı. Yol kenarlarındaki kedi, köpek yemeklerini topluyordu geçen. Neymiş, kapısının önü kirleniyormuş. Hayat, sahipsiz tüm varlıklara bir karın tokluğunu bile çok görüyor.
Ahhh, işte düştü ekmek elimden, her yere dağıldı. Çarpılacağım mı şimdi? Üç kere mi öpüyorduk, kafaya mı koyuyorduk? Eyvah, ne yapacağım şimdi ben? Anne, keşke burada olsaydın. Ekmeğin baş üstü olduğu bir ülkede, insanoğlunun ayaklar altında olması ne garip. Kim öğretiyordu bu inanışları bize, kim ekiyordu bu saçma tohumları zihinlerimize…
Aysun Akar – 07.01.2025 – Ayvalık
Editör: Özlem Abut Otluoğlu


Kaleminize sağlık. “Ekmeğin baş üstü olduğu bir ülkede, insanoğlunun ayaklar altında olması ne garip. “ ifadesi beni çok sarstı.
Teşekkürler 🙏
👏👏👏👏
🙏
Yüreğinize sağlık çok duygulu olmuş gerçekten hayat adil der gibi
Teşekkürler🙏
Kendi teyzem diye demiyorum çok güzel olmuş. İçindeki cümlelerin içeriği ayrı o küçük kızın düşünceleri beni ayrı etkiledi. Çok güzel, müthiş olmuş.
Teşekkürler Elif’cim❤️
Okurken kendimi eski zamanlarda buldum, çok akıcı ve yaratıcı bir öykü.. çok beğendim, yazılarının devamını sabırsızlıkla bekliyorum..
Teşekkürler 🙏
❣️yüreğine kalemine sağlık
Teşekkürler 🙏
Kısa bir öykünün düşündürdüğü uzun uzun cümleler 👏 kaleminize sağlık…
Teşekkürler 🙏
👏
Teşekkürler 🙏
💥💥💥
Teşekkürler 🙏
Bazı duygular misafirdir, bazıları ev sahibi…
Öykün yarım kalmasın. Devamını bekliyorum 😉
Çok Teşekkürler 🙏