Oyulmuş Çocukluk
Albüm elimde… Çocukluğumun sayfaları arasında o fotoğraf. Oyulmuş, kesilmiş, içinden çıkarılmış bir ben. Öncesi yok; sanki hayatım sekiz, belki on yaşında başlamış. Sonrası var ama hep annemle, sonra arkadaşlarla. O boşluk, o eksik parça, işte en çok o fotoğraf dokunuyor içime.
Bir gün anneme sormuştum. “Babanla ayrıldığımızda, fotoğrafların hepsi onda kaldı,” demişti.
“Bu resimde de babanla birlikteydin. Onu görmek istemediğim için seni kestim, aldım.”
Sözleri içimde yankılandı. Ben istememiştim, ama belki ben isterdim. Belki bir tek karede bile olsa babamla yan yana olmayı. Bir hatıra, bir iz, bir kanıt… O fotoğrafın kesilmiş kenarlarında, görünmeyen bir baba duruyor hâlâ. Ve ben, yıllar sonra bile, o boşluğu elimle yokluyorum.
Keşke… Keşke babamla bir fotoğrafımız olsaydı. Keşke yüzünü hatırlamak için bir kareye tutunabilseydim. Keşke çocukluğumun albümünde oyulmuş değil, tamamlanmış bir ben olsaydım. Keşke!
Babamı hiç görmemiştim. Annemle kötü ayrılmışlardı. Birkaç kez benimle irtibata geçmek istemişti sanıyorum ama annem izin vermemişti. O zamanlar ben de pek istekli değildim; çünkü bilmiyordum baba sevgisinin neye benzediğini. Unuttuğum bir duygu, adı bile yabancı bir kelimeydi bana.
Anneannem ve annemle kendimize küçük bir dünya kurmuştuk. Annem sabahları işe giderdi, bir şirkette çalışıyordu. Anneannem ise beni okula götürür, sonra da alırdı. O küçük düzenin içinde güvenli bir çember vardı ama o eksik hep hissediliyordu.
Ne zaman babamdan söz açsam, annem birkaç ruhsuz kelimeyle konuyu kapatırdı. Sanki ağzından çıkan her kelime, geçmişin ağırlığını taşırdı. Anladığım kadarıyla babam annemi aldatmıştı. Çocuk aklımla bile hatırlıyorum; bağırışlar, çağırışlar, kırılan eşyaların sesi… O gürültünün içinde ben küçücük bir gölgeydim.
Sonra annem beni alıp anneannemin evine, İstanbul’a getirmişti. O gün bir kapı kapanmıştı. Bir daha da babamı hiç görmemiştim.
Ve yıllar sonra bile, içimde hep aynı soru yankılanıyor: “Acaba nasıl bir baba olurdu?” Cevabını bilmediğim bir soruya karşılık ömür boyu derin bir sessizlikle yaşamak… İşte en ağır miras bu.
Babam Adana’da kalmıştı, zaten uzaktı. O mesafe, aramızdaki sessizliği iyice büyütüyordu.
Annemin hastalığı her geçen gün ağırlaşıyordu; belki de son günleriydi. Genç yaşında yakalandığı bu amansız hastalık, onu yavaş yavaş tüketiyor, beni ise çaresizliğin kıyısına sürüklüyordu. Ananem de göç etmişti hayattan, yalnızlığın sessiz çağrısı beni ürkütüyordu.
Bazen annemin odasında nefes alışlarını dinlerken içimden fısıldıyordum: “Ya annemi de kaybedersem? O zaman hayatta yapayalnız kalacağım.” Bu düşünce, geceleri uykularımı bölüyor, sabahları içime taş gibi bir ağırlık bırakıyordu.
Okulumu henüz bitirmiştim. Elimde birkaç iş başvurusu, geleceğe tutunmaya çalışıyordum. Ama her dilekçenin, her formun arkasında aynı korku vardı: “Ya annem giderse? Ya bu evin kapısı bir daha açılmazsa?”
Hayat önümde uzanıyordu ama annemin koruyucu gölgesi olmadan o yol bana karanlık görünüyordu. İçimde bir boşluk, bir belirsizlik… Sanki dünya beni hazırlıksız yakalamaya hazırlanıyordu.
Annem hastanede gittikçe kötüleşiyordu. Bir gün, gözlerimin içine bakarak fısıldadı: “Kızım… benim çok az ömrüm kaldı.”
Sesi titriyordu, kelimeleri bıçak gibi içime işliyordu. “Hayatta ben çok hata yaptım.” dedi. “Baban beni aldattığında deliye dönmüştüm. Af dilemelerine hiç aldırmadım, ayrıldım, çektim geldim. Seni görmek istediğinde bile göstermedim.”
O an, annemin gözlerinde yılların yükünü gördüm. Pişmanlık, kırgınlık, yorgunluk… Hepsi bir arada. “Şimdi düşünüyorum da,” dedi, “şu ölümlü dünyada yaptıklarım çok anlamsız geliyor. Belki bir şans verseydim, sen babasız büyümeyecektin. Biraz sabır, biraz fedakârlık… Her şeyi farklı yapabilirdi.”
Sözleri içimde yankılandı. Çocukluğumun eksik parçaları, annemin pişmanlıklarıyla birleşiyordu. “Belki çok geç,” dedi, “ama babanı ziyarete git kızım. Bir kardeşin de var, anneniz farklı ama o senin kardeşin.”
İçimde bir kapı aralandı. Annemin pişmanlığı bana miras kalıyordu. Babamı hiç tanımamıştım, ama şimdi annemin son nefesinde bile bana bıraktığı vasiyet, bir yol ayrımıydı. Anneme kızamadım. Onca yılın ardından babamı affedebilir miydim, bilmiyordum. Bunca zaman sonra baba-kız olabilir miydik? Telefonda bile hiç konuşmamıştık.
Annemin yanında, sandalyede oturuyordum. Ellerini avuçlarımda tutmuş, bitkin gözlerine dalmıştım. O an hemşire kapıyı araladı: “Bir ziyaretçiniz var,” dedi. Arkasında bir adam belirdi. Göz göze geldik. Bakışları ürkekti; bir anneme, bir bana baktı. Ne diyeceğini bilemedi. Ben de donup kalmıştım. Sonra bir sandalyeye çöktü, elleriyle başını tuttu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Kalbim hızla çarpıyordu. Ayağa kalktım, dudaklarım titreyerek tek kelime fısıldadım: “Baba…”
Adam başını kaldırdı. Yaşlı gözlerle bana baktı, sonra ayağa kalktı. Sarıldık. İçime çektim yıllardır gizliden gizliye özlediğim, kendime bile itiraf edemediğim baba kokusunu.
“O an, içimdeki boşluk sevgiyle doldu; yılların sessizliği baba kokusuyla yankılandı.
Oya Gönen – Aralık 2025
Editör: Özlem Abut Otluoğlu


Oya Hocam, bu ne muhteşem bir Hikaye ! Çok etkilendim. Hisli ve duygusal bir yanınızın olduğu muhakkak. Kaleminiz çok güzel ve akıcı. Teşekkürler
Harikasınız Oya hanım.Duygular sel oldu 🥲
Çok teşekkürler arkadaşım ❤️ ben de epey aradan sonra okuyunca gözlerim yaşardı😂
Muhteşem bir hikaye ellerinize sağlık Oya hanım. Kurgu ve ifade çok iyi. Okurken yaşattı. Başarılar dilerim💐
Çok teşekkürler arkadaşlar ♥️
👏
Duygu dolu bir hikaye ömür yolculuğumuzda herbirimiz in içinde esen fırtınalar…
Oya hanım
elinize sağlık. Kurgu mu ? bilmiyorum ama bana gerçek hissi yaşattı. Çok sürükleyici ve sonu merak uyandirici tebrikler, çok duygulandım.
Oya hanım kaleminiz daim olsun . Çok duygulu bir hikaye . Samimi Tebrikler
Çok güzel, yüreğinize sağlık
Ahh sevgili Oya hanımcığım,
11 Aralık babamın ikinci ölüm yıldönümüydü, onu ne kadar özlediğimi düşünürken açtım yazınızı okudum. Gözyaşlarıma söz geçiremiyorum şu anda. Benim babam vardı ama yok gibiydi. Yine de ölümü kocaman bir boşluk bıraktı. Yüreğimin en hassas köşesine dokundunuz. Kaleminize sağlık. Sevgiler. 🥰
Oya Hanım yazınızı çok beğendim ve etkilendim. Yüreğinize ve kaleminize sağlık .
Oya hanım kaleminize, yüreğinize sağlık. Duygulanmamak elde değil. Tebrik ederim.
Oya Hocam kaleminize sağlık çok duygulu bir öykü.