blog gÖrsellerİ (8)

Sizden Gelen Öyküler

PARA ALMADIĞIM İŞLER

Yazan: Gülnihal Özmen

Pazar günü kahvaltıda eşim, oğluma “Bugünkü planın ne?” diye sordu. Benimki “Para almadığım işlerim var. Yani ödev yapacağım.” dedi. PARA ALMADIĞIM İŞLER… Sustum, kaldım. Son iki yıldır ev hanımıyım. Yemek, bulaşık, çamaşır, temizlik hep bende. Hiçbir işten kaçamıyorum. Belki erteliyorum ama kaçamıyorum. Üstüne üstlük kimseye yaranamıyorum da. Beğenilmiyor. Zaten’le başlayan cümlelerden tiksiniyorum. “Zaten temizlik sevmezsin, zaten yemekle işin olmaz, zaten zaten zaten…”

Yıllarca iş yerindeki mobbingle uğraştım. Fakat evdeki mobbing gerçekten beni üzüyor. İş yerinden, oğlumun da dediği gibi, para kazanabiliyordum. Ama ben de bıkıp usanmadan yapmak zorunda olduğum ev işlerinden para kazanmıyorum. Ama yapmak zorundayım.

Peki, gerçekten yapmak zorunda mıyız? Bir ev hanımının görevi midir evin bütün işleriyle uğraşmak? Alışverişini yapıp yemeğini pişirmek? Veya temizliğini yapmak, çamaşırını ve bulaşığını yıkamak? Onları yerleştirmek? Bu, bizim lütfumuzdur aslına bakarsanız. Kadınlara, toplum tarafından gene kadınlar tarafından verilmiş misyonlar var. “Yuvayı dişi kuş yapar.” Gerçekten dişi kuş mu yapmalı yuvayı? Erkek kuş ne yapar? Bütün gün işte sosyalleşip eve gelip ayaklarını uzatıp “Eee, bugün yemekte ne var? Bir kahve de içmeyelim mi? Çayı demledin mi? Çayın yanına ne yaptın?” diye mi sorar? İşten yorgun geldiğini söyleyip kadın mutfağı toparlarken, evin kölesi olarak iş yaparken adam televizyon karşısında uyuklamalı mıdır? Bu kadın dediğimiz yaratık, bütün gün evin içinde dört dönmüş; yorgunluktan bitkin düşmüş olamaz mı?

Bir de ailece dışarı çıkarsınız. Gezilir, binlerce adım atılır birlikte. Anne, baba, çocuk. Maaile. Herkesin canı çıkmış hâlde eve dönülür. Sonraki sahne nedir sizce? Akşam yemeği yaklaşmıştır ve ahali doyurulmak istenmektedir. Erkek, biraz uzanmak için yatak odasına çekilir. Çocuk, odasında dinlenir. Anne??? Anne hiç yorulmamıştır ya, o da hemen mutfağa girer ve aç ahaliyi doyurmak için kalan son bir lokma canını ortaya koyar. Yemeği yapar, ki bu eşi tarafından kınanabilecek bir durumdur. Evden çıkmadan yapmalıdır ya yemeği. (Bu arada ne ara bu yemek yapılacak ki?) Sofrayı kurar. Ve sahiplerinin, efendilerinin sofraya teşrif etmesi için seslenir; seslenir, seslenir. Kimse kale almaz onu. Kadın, sofra başında bekler durur. Herkes gelsin de şu sefillerin karınlarını doyurayım diye. Onlar ki “Acıktık biz!” diye tacizlerini yeterince yapmış ve kadını acele ettirmişlerdir. Ama bir türlü gelmezler.

Çoğu zaman kendimi kullanılmış hissediyorum. Şunu getir, bunu yap… Emir cümleleri sinirimi bozuyor artık. Kendimi yetersiz hissettirilmeye çalışılması beni hayattan soğutuyor. Bunaldım.

Yukarıda başka kadınlar bu misyonu bize yükler demiştim. Kayınvalideniz, anneniz, onların kayınvalide ve anneleridir bu misyonu yükleyenler aslında. Zamanında ailelerine hizmet etmenin kendilerinin göreviymiş gibi sunmaları onların hatalarıdır. Kimse kimseye hizmet etmek zorunda değildir. Herkesin iki eli, iki ayağı var. Bir zahmet kullansınlar. Ha bu arada “misyon”unuzu yerine getirmediğinizde tembel, pasaklı, iş bilmez gibi muhteşem sıfatlarla ödüllendirilirsiniz. O da işin ayrı bir yönü.

Şimdilerde çalışsaydın sözü dolaşıyor ortalıkta. Tamam, çalışsaydım ne olurdu? Aynı işi, aynı sevimsiz durumu yaşamayacak mıydım? Hatta üstüne iş yükü ve stresi de sırtıma yüklenmeyecek miydi? Şu yazıyı yazmak için bile ulu kişilerden icazet almak gerekti. Nihayet herkes inine çekildi ve istekleri son buldu da yazabiliyorum. Nasıl hem çalışıp hem de bu istekleri yerine getirebilirim ki?

Şimdi bunları yazdıktan sonra bilinçaltımdan bir ses “Neden böyle düşünüyorsun, ailene bakmak ne zamandan beri külfet oldu?” diye söyleniyor. Aaa, hiç kusura bakmasın! Biz kadınlar da insanız. Canımız ister yaparız, istemez yapmayız. Buna keyfimiz ve kâhyası karar verir. İster yemek yaparım ister dışarıdan söylerim. İster evi süpürürüm ister süpürmem. O an keyfim ne derse onu yaparım.

Ama şu kadınlar olmasa perişansınız erkekler. Önce bunu kabul etmelisiniz. Bize eyvallahınız yok, anladık da ama bir gitsek de görsek hâlinizi. Aslında yılda bir hafta yer değiştirmeliyiz. Bu, toplum tarafından bir âdet hâline getirilmeli. Bir hafta boyunca bize nasıl davranılıyorsa biz de size öyle davranmalıyız. İşte o zaman dünya kaç bucakmış öğrenirsiniz.

Bütün emekçi kadınlara saygılarımla…

 

“Sizden Gelen Öyküler” için 5 yorum

  1. Evet, hepimizin içini okumuşsunuz, teşekkürler. Kadınlardan bahsedilince çocukluğumda bir tv. programında gördüğüm sırtında seksen yaşında odun taşıyan bir nine gelir nedense. O yaşında bile hala Kadın hala dünyanın yükü omuzlarında. Ara ara başka kültürlerin sinemasını izlerken de dikkat ediyorum özellikle Doğu kültüründe daha çok bu durum, Kadın her yerde Kadın, maalesef ki dünyayı sırtlamış gidiyoruz bilinmeze doğru.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir