Pınar Kür’ün Atölye Niteliğindeki Savunması
Yazar ve yazar adaylarının bana sıklıkla sordukları bir soru var: Metnimde cinselliğe ne oranda ve nasıl yer verebilirim? Onu takip eden ikinci soru ise genelde şu oluyor: Yoksa cinselliğe hiç yer vermemeli miyim? Sorunun cevabı aslında net; anlatının cinselliğe ne şekilde ihtiyaç duyduğu, yazarın metni kaleme alırkenki derdine bağlıdır.
Bu yazımın çıkış noktası, Pınar Kür’ün Asılacak Kadın adlı unutulmaz eserinin çözümlemesini yaparken okuduğum, İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki savunma metnidir. Cinselliğin bir kurguda neden ve nasıl yer alacağı ile ilgili tüm cevaplar orada mevcuttur.
Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanı, gerçek bir olaydan yola çıkarak yazılmış, Türkiye’nin toplumsal yaralarından birine dokunan çarpıcı bir eserdir. Hikâye, çocuk yaşta köyünden koparılan ve kaderine boyun eğmek zorunda bırakılan Melek’in hayatını merkezine alıyor. Melek henüz altı yaşındayken ailesinden ayrılıp önce bir kapıcı dairesine, ardından varlıklı bir konağa götürülür. Burada hem sınıfsal ayrımın hem de ataerkil düzenin ağır baskısını iliklerine kadar hisseder.
Melek’in hayatı, konağın sahibi Hüsrev Bey’in eline düşmesiyle bambaşka bir trajediye evrilir. Onun dünyasında cinsellik, sevgi ya da paylaşım değil; güç, kontrol ve aşağılamanın bir aracıdır. Melek, zamanla kendi bedeni ve kimliği üzerinde hiçbir söz hakkı kalmayan bir nesneye dönüşür. Çaresizliğinin, bu çaresizliğe boyun eğişinin ve bu süreçte yaşadığı fiziksel ve ruhsal şiddetin izleri, roman boyunca güçlü bir dille aktarılır.
Eserin en çarpıcı yanı, cinselliğin anlatıda bir haz unsuru olarak değil, bir şiddet dili olarak kullanılmasıdır. Okur, Melek’in yaşadıklarına tanık oldukça onunla birlikte öfkelenir, acı çeker ve sorgular. Romanın sonunda Melek’in işlediği cinayet, bireysel bir suç olmaktan çıkar; toplumsal bir isyanın, sessiz bırakılmış kadınların çığlığının sembolüne dönüşür.
Asılacak Kadın, hem kadınların bedeni üzerinden kurulan tahakkümün hem de toplumsal adaletsizliğin yıkıcı etkilerini edebiyatın gücüyle görünür kılan unutulmaz bir yapıt olarak edebiyat tarihinde yerini alır.
Eserin teknik çözümlemesinin yer aldığı youtube videosunu yazının sonuna ekleyeceğim, eğer Asılacak Kadın’ın cinsellik dışında bir yazar ve yazar adaylarına sunduğu öğretileri merak ediyorsan senin için faydalı olabilir.
Cinsellik Anlatıda Ne Zaman Gereklidir? Ne Zaman Amacından Sapar?
Edebiyat ile cinsellik arasındaki ilişki yüzyıllardır tartışma konusudur. Bu soruya vereceğim cevap: “Hikâyeye hizmet ediyorsa gereklidir, salt arzu uyandırmak içinse metinde yeri yoktur.” Bir roman ya da hikâyede cinselliğin yer alması, eserin müstehcen olduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, o sahnelerin eserin bütününe, karakter inşasına ve gelişimine, temaya ve okurda uyandırılmak istenen duyguya nasıl hizmet ettiğidir.
Cinselliğin Kurgu Metinlerdeki İki Kullanım Şekli
Cinsellik, kurgu bir metinde iki farklı yolla karşımıza çıkar:
-
Bir silah, aşağılama, şiddet veya güç göstergesi olarak. (Asılacak Kadın, Pınar Kür)
-
Okurda arzu uyandırma, tahrik etme amacıyla. (Grinin Elli Tonu, E. L. James)
Ben ilkini savunuyorum. Çünkü birinci yaklaşım, edebiyatın en önemli işlevlerinden biri olan gerçekleri görünür kılma ve düşündürme amacına hizmet eder. İkincisi ise hikâye bütünlüğünden koparak okurun zihnini metnin özünden uzaklaştırabilir. Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanı üzerine yaptığı savunma, bu ayrımı çok iyi ortaya koyuyor. Kür’e göre romanındaki cinsel sahneler, bir kadının çaresizliğini, şiddete maruz kalışını, ezilişini gözler önüne sermek için vardır; asla cinsel haz uyandırma amacı taşımaz.
Savunma metninden bir alıntı yapmanın tam zamanı…
“Melek’in acımasızca kurban edilişini ‘cinsel tahrik’ olarak görmek, Asılacak Kadın’ın ar ve haya duygularını incitmek amacıyla yazıldığını söylemek; örneğin, savaş aleyhtarı bir romanda cephelerdeki perişanlığı, acımasızlığı, boşu boşuna ölmenin ve öldürmenin korkunçluğunu betimleyen sahneleri ‘savaşa kışkırtma’ olarak nitelemek kadar akla uzaktır. Okurda arzu uyandırmakla, acıma ve öfke uyandırmak arasında derin bir fark vardır. Benim romanım ikinci türdendir.”
— Pınar Kür
Hikâyeye Hizmet Eden Cinsellik
Cinsellik, edebiyatta güçlü bir anlatım aracıdır. Karakterlerin psikolojisini, toplumsal baskıları, şiddetin boyutlarını, hatta sınıf farklarını gösterebilir. Ancak bunun için cinsellik içeren bölümlerin hikâyeye organik biçimde bağlanması gerekir. Aksi hâlde, aktarılan cinsellik anlatıdan kopuk, yalnızca “etki yaratma” amacı taşıyan, romanı boş yere şişiren, anlatının ekseninden sapmasına neden olan bir unsur hâline gelir.
Savunma metninden bir alıntı daha yapalım…
“Asılacak Kadın, korunmasız, güvencesiz, çaresiz bir kadının, bir sapığın hastalıklı dünyasında ezilişini ve sömürülüşünü anlatır. Bu anlatı, kadının çaresizliğini ve erkek şiddetini görünür kılmak için vardır. Cinsellik, burada yalnızca şiddetin ve aşağılanmanın dili olmuştur.”
— Pınar Kür
Arzu Uyandırmak Neden Sakıncalı?
Okurda salt arzu uyandırmak amacıyla eklenen bölümler anlatının edebî niteliğini zayıflatabilir. Çünkü söz konusu bölümler çoğu zaman karakter gelişimine, olay örgüsüne ya da temaya hizmet etmez; aksine onları gölgeler. Yazar dikkatli olmazsa cinsel içerikli bölümler toplumda hâlihazırda var olan cinsiyetçi bakış açılarını pekiştirebilir.
Burada mesele yalnızca yazarın niyeti değil, okurda oluşan izlenimdir. Diyeceğim o ki eğer anlatınıza cinsellik içeren bölümler eklemek niyetindeyseniz, okurun algısını doğru biçimde yönlendirdiğinizden emin olmalısınız. Anlatı okurda ağırlıklı olarak cinsel uyarım yaratıyorsa, edebî amacın önüne geçer.
Savımı destekleyen savunma metninde bakın Pınar Kür ne diyor…
“Yüz binlerce kişi bu romanı okumuş, binlerce kişi filmi seyretmiştir. Eğer bu sahneler yalnızca cinsel tahrik amacı taşısaydı, bu kadar geniş bir kitlede aynı tepki görülürdü. Oysa tek tük bile böyle bir tepki olmamıştır.”
— Pınar Kür
Romancılıkta Esas: Okuru Sarsmak ve Farkındalığını Artırmak
Nitelikli bir kurgu metin okuru konfor alanından çıkartabilmelidir. Rahatsız edici sahneler, eğer doğru bağlamda kullanılırsa, okurun gündelik hayatta görmezden geldiği gerçekleri fark etmesine yardımcı olur. Cinselliği kurgunuza dâhil etmenin mantığı burada yatıyor. Cinsellik romanınızda sadece bedensel bir eylem değil; bunun ötesinde toplumsal yapıyı, güç ilişkilerini ve travmaları görünür kılan birer araç olmalıdır.
“Romanımda çarpıcı, sarsıcı, rahatsız edici bazı sahneler olduğunu kabul ediyorum. Ancak sanatın, edebiyatın işlevlerinden biri de zaten budur: Okuru sarsmak, uyarmak, rahatını bozarak o güne değin farkında olmadığı birtakım gerçekleri algılamasını sağlamaktır.”
— Pınar Kür
Okurun Psikolojisini Hesaba Katmak
Bir yazar, kaleminden çıkan metinden sorumludur. Çünkü kurgu bir metin, yazarın zihnini deşifre ederek okurun zihninde yeni anlamlar kazanır. Bu yüzden cinsel sahneler, okurun karakterlerle ve olaylarla empati kurmasını sağlayacak şekilde kurgulanmalıdır.
Burada kilit nokta şudur:
-
Okur karakterin acısını, korkusunu, çaresizliğini hissediyor mu?
-
Yoksa bölüm, müstehcenliğe evrilerek okuru olayların seyircisi konumuna mı getiriyor?
İlk durum anlatıyı ileriye taşıyan bir roman unsurudur; diğeri ise anlatının özünden sapmasına ve bambaşka bir yöne kaymasına neden olur.
Cinselliğin Yer Aldığı Bölümün Gerekliliğini Nasıl Anlarım?
Her fırsatta söylediğim bir şeyi yinelemek istiyorum: Anlatıyı ileriye taşımayan hiçbir unsurun kurgu bir metinde yeri yoktur ki bu cinsellik için de geçerlidir.
Yazdığımız cinsel içerikli bölüme anlatımızda yer verip vermeme konusunda tereddüt yaşıyorsak yapmamız gereken basit bir şey var: O bölümü dosyadan atmak. Evet, yanlış okumadınız; bölümü komple metinden silin. Eğer bölüm çıkarıldığında anlatının bütünlüğü bozulmuyorsa, o sahne gereksizdir ve metni boş yere şişiriyordur. Bu yüzden, yazar olarak kendimize şu soruları sormalıyız:
-
Bölüm karakterin psikolojisini veya hikâyenin temasını aktarıyor mu?
-
Okurun zihninde hangi duyguyu uyandırmak istiyorum?
-
Uyandırmak istediğim duygu, anlatımı yazmamdaki amacıma hizmet ediyor mu?
Bakalım Pınar Kür savunma metninde bu konuyla ilgili ne söylemiş…
“Böyle bir metinden, değil sayfalar, değil paragraflar, değil cümleler, bir tek sözcük bile çıkarılırsa akış aksar ve inandırıcılık yok olur. Bu sahneler keyfî olarak değil, hikâyenin zorunlulukları gereği oradadır. Amacı, okurun zihninde bir yaraya dokunmaktır; zevk vermek değil.”
— Pınar Kür
Cinsellik Kurguda Araç Olmalıdır, Amaç Değil
Cinsellik, doğru kullanıldığında edebî metni güçlendiren bir araçtır. Anlatıya hizmet eden, karakterleri derinleştiren ve okuru düşünmeye sevk eden cinsel içerikli bölümler, eserin temasını aktarmakta işlevsel bir rol üstlenir. Ancak salt arzu uyandırmak için metne yerleştirilen sahneler, romanımızın edebî değerini zedeleyebileceği gibi okurumuzun güvenini kaybetmemize yol açabilir. Cinsellik, ancak anlatıya ve amaca hizmet ettiği sürece metinde yer almalıdır.
Bir roman yazmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyorsan blog yazılarımı takip etmeyi unutma. Instagram, YouTube ve podcast kanallarım da senin için faydalı olabilir.
Bir sonraki yazıda buluşuncaya dek sevgiyle, sağlıkla ama mutlaka kitapla kal.
Görüşmek üzere,
Özlem Abut Otluoğlu

