KARAMIK
Beni bıraktıkları bu bilmediğim sokaklarda kendime sığınacak bir köşe, gizli bir kuytu bulabilir miyim acaba? Hem ben nereden bilebilirim ki sokaklarda tehlikelerden kaçınmayı, canım. Şunun şurasında daha beş aylık minik bir kediciğim. Kardeşlerimi sahiplenenler beni de alsaydı ne olurdu sanki? Neymiş, siyah bir kediymişim, eve uğursuzluk getirirmişim. Ne uğursuzluk getirmesi? Ben ancak uğur getiririm. Neden mi? İki patimde de bir parmağım fazla; hangi kedide görülmüş, hıh! Ayrıca siyah kediler uğursuzluk getirmez, hatta hayvanlar uğursuzluk getirmez. Ne gelirse insanlardan geliyormuş. Şu kısa ömrümde neler gördüm neler!
Yağmurlu bir günde kardeşlerimi alanlar beni elektrik direğinin loş ışığı altında, mukavva kutunun içinde, yalnız başıma, dımdızlak bıraktılar. Beni bulan ilk sahibime öyle minnettarım ki… O olmasaydı kim bilir, çoktan öbür tarafı boylamıştım belki de. Montunun cebine sokup evine götürmüştü. Hele o verdiği ıslak mamaların tadı hâlâ damağımda. Şlap şlap! Yalayıp yuttum.
Mutluluğumuz uzun sürmedi. Çünkü Yakup denen iblis benden hazzetmemişti. Yakup mu kim? Evinde beslediği o allı pullu papağanı. Beni, evim dediğim yuvamdan etti. Yakup Efendi kafesinden nefret ettiği için evin bir odasından diğerine uçup duruyor, sonra gelip benim yanımda bitiyordu. Bir gün yanıma gelip beni gagalamaya çalıştı. O günden sonra en sevdiği eğlencesi oldum, ev de bana zindan oldu. Bir akşamüstü tepemde durmuş bana “Gittt, gitt!” diye çıkıştı. Sonraki günler çığırtısının şiddetini artırarak tacizine devam etti. Bir, üç, beş! Tahrik edişlerine daha fazla dayanamadım. Son kez sahibimin kucağına zıplayıp kollarında mırlayarak yüzünü patilerimde okşadım. Ertesi sabah salon camından firar ettim. Biliyorum, beni sokaklarda aradı; fakat ben o Yakup denen canavarının yanına döner miyim bir daha? Demek hayvanın da kötüsü oluyormuş.
Dışarıda dolaşırken bir kedi çetesi gördüm. Beni öylesine rahatsız ettiler ki, sorma gitsin. Hele en haylaz olan Sarman Dobi beni altına alıp öyle pataklıyordu ki, tüylerim yoluk yoluk oluyordu. Yanındakilere “Yeni bir gırtlak daha istemiyorum, onu aramıza almayın!” deyip duruyordu. Aman Allah’ım! Ne uyuz tipti öyle. İçlerinden bir dişi, sanırım birkaçının annesiydi. Acıdı bana: “Sen bizim mıntıkamızda dolaşma yavrum. Bizimkiler gözünün yaşına bakmazlar. Hadi uzaklaş.” diye tembihledi beni. Ben de öyle yaptım.
Onların bulunduğu mahalleden uzak bir yerde, çocuk parkının olduğu bir bölgeye geçtim. Belki bir çocuk sever de annesi dayanamaz, alırlar evlerine, dedim. Umut işte, ne dersin? Parktaki bir bankın üstünde oturup gelen giden anne ve çocukları izliyordum. Neden mi izliyorum? Eh, anneler bir yuvada şefkati belirler de onun için. Duyduklarıma göre çocukların haylazı ve gaddarı feci oluyormuş, kedileri canından bezdiriyormuş. “İyi anne ama yaramaz çocuk olursa yine o yuvada duramam.” diye düşünüyordum ki tam o sırada annesinin salıncakta salladığı ufak kız beni gördü. “Anneciğim, zavallı kediciğe bak. Alalım mı? Lütfennnnn!” diye ısrar etmeye başladı.
Kendimi, daha ne olduğunu anlamadan yeni yuvamda bulmuştum. Eve ve sahiplerime çok çabuk alıştım. Sanki o evde doğmuş gibi hissediyordum; ilk evim orasıymış gibi. Marta’nın kucağında kış akşamları kendimden geçiyordum. Hele iri mavi gözleriyle bana sevgiyle bakan kızı Sude ile çok iyi arkadaş olduk. Onun oyuncak evinde oturuyor, o da bana numaradan fincanlarında hazırladığı kahveyi bir dilim pasta eşliğinde sunuyor, anlayacağınız misafircilik oynuyorduk. Günlerimiz mutluluk içinde geçiyordu. Ta ki Sude kızarıp, hapşurup kaşınana kadar. Bir gün telaş içinde doktora koştular; geldiklerinde Marta ve eşi Ercan’ın yüzleri alı al, moru mor olmuştu. O yetmiyormuş gibi bana da biraz soğuk davrandılar ve o akşam beni hiçbiri kucağına almadı.
Ertesi gün eve gelen büyükanne gelinine, “Doktor söyledi işte, torunumun hayvan alerjisi nedeniyle kesinlikle kediyi evden uzaklaştırmalısınız.” diye çıkıştı. Marta, “Ben Karamık’ı hiç kimseye vermem.” deyince kendimi güvende hissettim. Canım Marta’m benim. Ama onlar işte, Sude okuldayken büyükanne beni bilmediğim bu mahalleye bıraktı. İşte hikâyem bundan ibaret.
Ah, ah! Her şey bir film şeridi gibi gözümden geçiyor. Havalar soğumaya başladı. Kış bastırmadan yeni bir yuva için arayışlara başlamalıyım. İçinde yaşayacağım evin son yuvam olmasını ne de çok isterdim. Ama bu sefer beni almaya yeltenen biri olursa, “Alerji testinizi olun, beni öyle alın.” diyeceğim. Artık benim de prensiplerim var. Yok öyle hemen mırıldamak falan, değil mi ama? Ben bir kediyim, adım Karamık; benim de haklarım var.
Serap Dostal – Ekim 2025
***
Editör: Özlem Abut Otluğlu / Redaktör: Gülnihal Özmen


Çok güzel, etkileyici, kaleminize sağlık
Serap hn. Ellerinize sağlık. Bana Fabl türü hikayeleri hatırlattı Karamuk hikayesi. “Umut işte, ne dersin? Parktaki bir bankın üstünde oturup gelen giden anne ve çocukları izliyordum. Neden mi izliyorum? Eh, anneler bir yuvada şefkati belirler de onun için.” Sanki tırnak içi belirttiğim gibi soru cevapları kısaltarak güzel bir ilkokul çocuklarına yönelik hikaye olabilir gibi geldi. Özlem hocam ne düşünür bilemem ama. Çocuk edebiyatını düşünün derim. Tebrikler💐Yolunuz açık okurunuz bol olsun🙏
Destekleyici yorumunuza teşekkür ederim. Sevgili Serap Hanımın çocuk edebiyatında ürettiği nitelikli metinler var, demek ki kalemine yansımış. Sevgilerimle…
Nesnelerin ve hayvanların bizi nasıl gödüklerini zaman zaman düşünmüşümdür. Ancak bu kadar detaya inmemiştiim. Ne güzel dillendirmişsiniz.
Ben de neler düşündüklerini çoğu kez sorgulamıştım. Özellikle iki kedi sahibi olarak kediler öncelikle merak ettiğim hayvanlar. Teşekkürler Banu Hanım.
Teşekkür ederim Nalan Hanım .Çocuk edebiyatına ilgim var hatta birkaç tane çocuklar için öykülerim var. Güzel yorumunuz için sağolun.
Ne kadar hoş ve etkileyici bir öykü! Kedileri çok seven biri olarak severek ve heyecanla okudum. Teşekkürler. Emeğinize ve kaleminize sağlık
Serap hanım kaleminize sağlık keyifli bı yazı olmuş Karamık ın serisi olsa okunur merak ettim neleri gözlemliyeceğini:) okurunuz bol olsun
Teşekkürler Şaziye Hanım.
“Siyah” olduğu için uğursuzluk getirdiğine inanılan tüm siyahlar gibi Karamık’ ta doğuştan hayata bir-sıfır yenik başlamış…Karamık’ın çevresindeki ve kendi hakkındaki düşüncelerin farkında oluşu…Sadece sıcak bir yuva ve sevgi özlemi…Şuan dışarı çıkıp Karamık’ı sokak lambası altından alma isteğim oluştu…Bir solukta okuduğum vicdanlara hitap eden hikayeniz için Teşekkürler Serap hocam, kaleminize sağlık…
Teşekkür ederim Oya hanım.
Teşekkür ederim Oya Hanım.
Yüreğinize sağlık, yolunuz açık olsun🙌🙋♀️🙏
Serap hanım yüreğinize sağlık çok akıcı bir dille yazmışsınız.
Hikayelerinizin devamını bekliyorum.okurlarınız bol olsun👏👏🫶
“Siyah” olduğu için uğursuzluk getirdiğine inanılan tüm siyahlar gibi Karamık’ ta doğuştan hayata bir-sıfır yenik başlamış…Karamık’ın çevresindeki ve kendi oluşu…Sadece sıcak bir yuva ve sevgi özlemi…Şuan dışarı çıkıp Karamık’ı sokak lambası altından alma isteğim oluştu…Bir solukta okuduğum vicdanlara hitap eden hikayeniz için Teşekkürler Serap hocam, kaleminize sağlık…
Erdal Bey yorumunuz için teşekkürler. Ben de o ötekiştirmeye vurgu yapmak istemiştim .
Ötekilestirilenleri ne güzel anlatmış, hem de bir hayvanın gözünden…
Sizinle aynı fikirdeyim:)
Çok güzel, eğlenceli, duygulu, okurken keyf aldım… Düşündürücü aynı zamanda… Tebrik ediyorum..🎊🎊🤩
Kaleminize sağlık. Çok güzel bir öykü olmuş. Kalbimi Karamık’ın kalbine bıraktım.
Keyifle okudum, kalemine sağlık ❤️
Kaleminize sağlık. Çok güzel olmuş.
Serap hanımcığım,yüreğinizden gelen kaleminizden dökülen kelimeler hiç susmasın.Emeğinize sağlık 🌸🥰
Karamık’ın hikâyesi beni çok etkiledi. Minik bir kedinin tam yuva buldum derken, yaşadığı terk edilişler ve küçük mutluluklar yüreğe dokunuyor. Hem hüzünlü hem de farkındalık yaratan, çok güzel bir öykü olmuş. Kaleminize sağlık Serap hanım.
Duyguyu sizlere geçirebildiysem ne mutlu. Teşekkürler .
Tatlı minnak bize gelsin lütfen🥰 hem alerjimiz de yok hem de kedileri çok seviyoruz. Kaleminize sağlık. Yazdıklarınızı gerçekten gözümde canlandırdım ve hissettim bu minnoşu.
Bana gel Karamık seni hiç birakmam😍 Harikasınız Serap hanim🩵
Eda Hanım teşekkür ederim 😊
Serapcığım, yazını keyifle okudum; kalemine, yüreğine sağlık. 17 Şubat “Dünya Kediler Günü” için biçilmiş kaftan. Başarılı üretiminin devamı dilerim.
Çok güzel, aktı gitti :’)
Karamık bize gelsin 😍 Ne hoş ne empatik bir dil böyle. Ba-yıl-dım üslubunuza. Kaleminize emeğinize sağlık. Sonraki maceralar da gelsin lütfen🙏
Ellerinize yüreğinize sağlık serap hanim . Çok içten samimi . Bizde böyle bir sokak kedisini sahiplenmistik yıllar önce gerçekten o sevinci gözlerinde görmüştüm .
Derdini anlatamayanların sesi olmuşsunuz. Yüreğinize sağlık 👏
Can dostlarımızın gözünden hislerini anlayabilmemizi, duyarlılığımızı vurguluyan sımsıcak sevgi dolu bir öykü olmuş . Kaleminize sağlık:))
Sağ olun Gül Hanım.
Sessiz kullara ses olmuşsunuz yüreğinize sağlık Serap hocam
Hepimiz bu hayatta biraz Karamık gibi yaşıyoruz aslında. Kaleminize sağlık 🌾