VEDANIN SESİ
Yaşanmamış bir yaz mevsimini toparlamak için çıktığım otobüs yolculuğu, uykusuz geçen gecenin sabahında son buldu. Son durak bir köydü. Deniz köyü. Otobüsten indiğimde o bildik çam ve tuzlu denizin kokusunu çektim yorgun ciğerlerime. Evet, onlar da yorulmuştu. Hatıralarım ve ciğerlerim bitkindiler indiğim o yerde.
Anahtarlar gerek bana. Çantamdalar. Bu eve hiçbir zaman ilk giren olmamıştım. Nasıl açacaktım onca kilidi? Çantamdan çıkardığım bir avuç anahtara bir süre baktım. Bahçe kapısının, demir panjurların, sokak kapısının, babamın tamir atölyesinin, ön verandanın anahtarları. Neyse ki düzenli babam her birine yazmış nereyi açtığını. Yıl boyu atıl duran bahçe kapısını açmayı başardım. Ama içeri girmek o kadar kolay olmayacak.
Çam kokusu burada daha keskin. Nasıl da özlemişim. Atölyesinden çıkan babamı görüyorum bir an. İnce, uzun, hafiften öne eğik bedeniyle ağır ağır ön taraçaya gidiyor. Demir kapı kolunu çeviriyor ve bahçe terliklerini çıkarıp ev terliklerini giyiyor. Şöyle bir etrafına bakıyor ve kimseleri görmeyince cebinden çıkardığı sigarasını yakıyor. Bahçe koltuklarından birini asmaların gölgesine çekip kolunu taraçayı çevreleyen ahşap çitlere dayıyor ve keyifle tellendiriyor. Arada yola ve evin içine doğru bakıyor. Belli ki yakalanmaktan endişeli. Ah baba! Bırakamadın şu sigara illetini. Oysa her yaz geldiğimizde doktorluk oluyorsun. “Temiz hava dokunuyor.” diye dokunduruyor Doktor Mehmet. “Arabayı çalıştır, egzozunu bir iki nefes çek içine, iyileşirsin. Temiz hava çarpıyor seni.” Babamın da egzozu sigarası, ne yapsın? Çek babam çek, şifa niyetine.
Bir tomar anahtarın içinden sokak kapısınınkini de buldum sonunda. Onu da zorladı pas. Neyse ki açabildim. Kapının önündeki kurumuş çam ibrelerini ayağımla kenara ittim. Kapıyı tek hamlede ardına kadar açtım ki haşeratı kaçırayım. Örümcek ağları karşıladı beni. Yine her yanı sarmışlar. Çam ibreleri ve örümcek ağları, evin gerçek ve değiştirilemez sahipleri. Birazdan onları kapı dışarı edebileceğimi düşündüm, sonra da güldüm kendime. Bu kez onlar beni kapı dışarı edecekler. Onlara dokunmamalıyım. Eşyalarımı alıp gitmeliyim sessizce.
Kapıyı açtığımdaki koku, otuz yıldır, yani evin ilk zamanlarından bu yana aynı koku. Çam ağaçlarının iç mekâna sinen kokusu. Ne badanalar ne yenilenen eşyalar ne tadilatlar… Hiçbiri bu kokuyu değiştiremedi. Kapının çanını unutmuşum bu arada. Duymadım nedense açarken. Babamın, sokak kapısının tam üzerine astığı, eve her giren çıkanla çınlayan habercisi. Birkaç kez çınlattım haberciyi. Çok özlemişim o çın çın sesini.
Birden uyuyan annem geldi aklıma. Sağa çevirdim tedirgin bakışlarımı. Annem pencerenin önündeki hasta yatağından bana bakıyor. “Gel!” diyor bana. “Tut elimi de tuvalete götür beni.” “Anne,” diyorum “Ben tek kaldıramıyorum ki seni. Abim, babam ya da ablam gerek yanıma.” “Sen de,” diyor annem. “Amma da güçsüz çıktın böyle.” Gülüyorum ona. “Bekle.” diyorum. “Kaldıracağım seni.” Sesleniyorum. “Hey, kimse yok mu evde?” Yok. Kimseler yok. Tek başına kaldıramıyorum onu diye mi terk etti beni annem? Bunun için de gidilir mi dünyadan?
Saatime bakıyorum. Sabahın sekizi bile değil henüz. Böyledir buralar. Saatler geçmek bilmez. Ama annem yine de şafak sayardı. Sanırım zaman onun için çok ağır ilerliyordu. Annemin şafak saymaları, babamın anneme şafak sinirlenmeleri, bizim kaygısız günlerimiz…
Yılların geçmişin gölgelerinde hızla yol alabileceğini düşünemedik. Söz vermiştik, her yaz burada olacaktık; hatta kışlarda, kaçamak birkaç günlük gelişlerimizle birlikte köyümüzde olacaktık. Çoluk çocuk, torun torba, hepimiz. Hep birlikte kalacaktık. Aksi olacağını neden hesaba katamadık?
Taraça kapısını da açmayı başarınca, mutfağa geçiyorum. Her şey en son yaz bıraktığımızdaki gibi. Döneceğimiz günün sabahındaki kahvaltı bulaşıkları. Yıkanmış ama yerlerine kalkmamış, bulaşık süzgecinde durmaktalar. Bu yazı beklediler bir koca kış. Ama ne gelen var ne giden. Bu yaz onları kaldıran olmadı.
Yukarı kata çıkmalıyım artık. Mutfaktan alınacak bir şey yok. Eşyalar da yerlerine yerleşmeyecek nasıl olsa. Üst kattaki alınacakları ayırmalıyım. Handiyse gelir nakliye kamyonu.
Sallanan ahşap tırabzanı kontrol ettim, sallanıyor mu hâlâ diye. Sallanıyor. Ne yaptıysak olmadı. Hep sallandı. İlk yılımızdı, annem üst katta kayıp düşünce aniden tırabzana tutunmuş, oynatmıştı yerinden. Çok korkmuştuk. Aşağıya düşmemiş olması büyük şanstı. “Verilmiş sadakam varmış, “ derdi annem. Sonra da “Nazar bu nazar, bırakın sallansın, değen gözleri kaçırır.”
Ayağımda pembe terliklerim, tırabzana tutunarak çıktım yukarı. Ahşap olanı arada sallamayı ihmal etmeyerek. Ne kadar ağırdan alsam da adımlarımı, merdivenin sonuna ulaştım işte. İlkin hangi odadan başlamalı? Annemlerinkinden mi? Evet, en zoru orası. Diğerlerinin sahipleri var nasıl olsa. Onlar benim işim değil. Solda annemlerin olan oda, evin en büyük odası. Jilet gibi düzgün serili yatak örtüsüne bakıyorum kapıdan. O yatak daima derli toplu olmalı. Son dört yılını bu odada geçirmemiş olsa da daima düzeltilmiş durdu o yatak. Aşağı kattaki yatağından seslenişini duyuyorum şu an. “Yatağımı düzelttin mi?” “Evet, anne!” diyerek merdivenlerden iner, “İnanmıyorsan çık da bak.” derdim. O da, “Deli bu kız, sanki merdivenleri çıkabiliyorum.” Oysa birkaç saate kalmaz, şehirler arası ünlü gezintilerine çıkardı. “Gittim ki, evde yok teyzenler, kapı duvar. Daha da gitmem, darıldım onlara.”
Kapının yanında kalan gömme dolabı açtım. Her şey en son yazımızda, giderken bıraktığımız gibi. Annemin de, babamın da kıyafetleri düzgünce katlanmış; bana bakmaktalar. Rüzgârın ütülediği çamaşırları özenle katlar, kaldırırdık dolaplara. Yattığı yerden çamaşır katlayışımı izleyişini görüyorum o an. Acelem olduğunda telaşlarda katladığım çamaşırlara, dudaklarını büzüşünü hiç gizlemiyor.
Annemin çiçekli bluzunu ayırıyorum kenara. Babamın mavi üzerine kahverengi çizgili gömleğini de alıyorum yığının arasından. Bu da babamın en sevdiğiydi. Ama o, hep giyerdi. Solsun, ne önemi vardı ki. Biraz önce tamir atölyesinden taraçaya girerken de aynı gömlek vardı üzerinde. Babam bu gömlekle yaza başlar, bu gömlekle de yazı bitirdi. Küçük el çantama yalnızca bu ikisini koyacağım. Geri kalan her şeyi evi boşaltacak olan taşıma şirketine bırakacağım galiba.
Bir elimde annem, bir elimde babamla merdivenlerden inerken ayağıma takılan çantama, iyileşecek hasta misali kavuşunca elimdekileri özensizce içine koydum. Gitmeli, kaçmalıyım artık. Anıları burada bırakmalı, bir daha hatırlamamalıyım. Koku, bu evin kokusu? Gülüyorum. Son dakikada gelen keşfime. Bu koku, hepimizin birbirine karışan ten kokusundan başka ne olabilir ki? Demek ki bir daha duyamayacağız aynı kokuyu. Tanıdık, bildik, içimizden, ruhumuzdan sızan.
Anıların gök gürültülü yağmurundan duyamayacağımı sandığım nakliye kamyonunun sesiyle irkildim ki zaten sessizliğin içindeymişim. Herkes gitmiş, bir ben kalmışım geriye. Yalnızca ben. Bir de sokak kapısının üzerindeki çanın son sesi.
Neslihan K. Alpagut – 02/11/2025
Editör: Özlem Abut Otluoğlu / Redaktör: Gülnihal Özmen


Kaleminize yüreğinize sağlık Neslihan hanım 🌸İlhamınız bol kaleminiz güçlü aksın❤️🌷
Çok sağ olun Ayla Hanım 🩷
Neslihan hanım kaleminize ve hikayenize bayıldım. Lütfen bizi yazacaklarınızdan mahrum etmeyin. 🙏
Çok sağ olun mutlu ettiniz beni 🩷
Benim de babam gitti iki yıl önce. Yüreğime dokundu hikayeniz. 😔 Gidenlere rahmet, kalanlara sabır ve afiyet diliyorum. Kaleminiz hiç susmasın, sevgiler. 🥰
Çok sağ olun Ayfer Hanım🩷
Kaleminize sağlık Neslihan Hanım, hikayeyi ilmek ilmek ruhumuza dokunarak işlemişsiniz. Tebrik ederim.
Çok sağ olun Yelda Hanım 🩷
Neslihan Hanım, yüreğinize ve kaleminize sağlık. Başarılarınızın devamını dilerim. Muhteşem bir öyküydü.
Çok teşekkür ederim sağ olun 🩷
Neslihan Hanım bu nasıl bir anlatımdır böyle… Babanızın etiketlediği anahtarları cebime attım. Sallanan tırabzana dokundum , gerçekten sallandı dokununca. Alkışlar size olsun.
Çok sağ olun nasıl mutlu ettiniz beni 🩷
Her bir an bir film izler gibi canlandı gözümde.
Harika bir öykü.. yüreğinize sağlık.
Çok sağ olun Nisanur Hanım…
Akışına hayranlıkla dahil olduğum biz öykü okumak güneşli güzel bir günde nefis bir müziğin notaları arasında gezinmemi sağladı. Kaleminize sağlık Neslihan hanım ❤️👍
Çok teşekkür ederim Yıldız Hanım 🩷
Neslihan Hanım çok güzel bir öykü. Yüreğinize sağlık.