KIRMIZI BALON
Merdivenleri hızlı adımlarla çıkıyor, kalbinin sesine kulak veriyordu. Yolunda gitmeyen bir şeylerin varlığını hissediyordu. Oracığa tünedi. Sigarasını yakıp toparlanmaya çalıştı. Az sonra söyleyeceklerini düşünürken zihnindekileri akıl süzgecinden geçirdiğini gösteren bir yüz ifadesi vardı. Yaptığı onun için bir rutindi. Benliği ile yaptığı içsel sohbetlerini günlüğüne yazması gerçekliğinin somut hale gelişi gibiydi. Deri kapaklı, kareli defterin kilidi vardı. Dili olsa konuşacak, hiç susmayacaktı.
Uzun yıllardır yaşıyordu Cihangir’in dar sokak arkalarından birinde. Ahşap yapılı, iki katlı ev eski görünümlüydü. Sıkılıyordu sokağın atmosferinden, evin harap olmuş yapısından. Sigarasını yutarcasına içti, pabuçlarının altında ezerek fırlattı. Kurduğu uzak hayaller ona yakın gelirdi ancak içlerinden birine yaklaşsa balon olur uçardı avuçlarının arasından. Çocukken çok severdi balonları, en çok da kırmızı olanları.
Kız arkadaşı Sevim bir sokak ötede yaşıyordu. Evi, Cengiz’in evine nazaran hayli konforlu ve bakımlıydı. Cengiz bunu her düşündüğünde bir eziklik hissederdi. Kafasında kurduğu meseleler kuytularına kadar işliyordu. Eve yaklaştıkça adımları yavaşladı. Kapının önüne vardığında zile basmakta tereddüt etti bir süre. Gecikmişti. Düşüncelerinde sürüklenirken sokağın tozunu almıştı.
“Cengiz,” diye bağırıyordu arkadaşı Mehmet arkasından koca sesiyle. Onu görünce elindeki paketi saklamak istedi. Arkadaşı iri fiyonklu, kırmızı tek gül iliştirilmiş kutuda, ne var diye düşünsün istemedi.
Kapı açılınca kucakladı sevgilisini, coşku ve beğenisini gizlemek istemedi. Mehmet de girdi arkasından. Sevim’in yanağından makas almış, kollarını boynuna dolamıştı. Cengiz alelacele daire kapısının önünde yere bıraktığı paketi ayağı ile itekledi. Hediyesini verecek cesaretini kaybetmişti. Sofradaki özensizlik düşüncelerini kanıtlar cinstendi. Mehmet’in de Sevim’le baş başa olacakları gece yemeğe davetli olması her şeyi açıklıyordu. Cengiz, sıranın dışına itilmiş bir öğrenci gibi hissetmişti kendini.
Sevim ile Mehmet’in arkadaşlığı eskilere dayanıyordu, yakınlıkları Cengiz’in kafasında soru işareti bırakır, anlam bulmazdı. Sevim ile sevgili olması hislerini değiştirmiyordu. Ne sevdiği kadından ne de ilişkisinden emin olabiliyordu. Yetersizlik hissi, hayallerini bir türlü gerçekleştirememesi ilişkiyi yaralamış, iki sevgiliyi birbirinden uzaklaştırmıştı.
Anlam altında anlam arayan bir adamdı Cengiz. Mehmet’in orada olması tesadüf değildi, haklı olduğunu bağıran bir ses vardı içeride. Küçümsenmeyecek bir sesti bu. Ağır gelmişti Cengiz’e yemek, hazmedemeyeceği gerçeklerle yüzleşmiş, hazmedemeyeceği bir yemek yemişti.
Loş salondaki özensiz sofradan hışımla kalktı Cengiz. Bıyıklarında peynir kırıntıları ile soluğu kapıda aldı. Portmantonun üzerinde asılı duran aynadaki yansıması ürküttü onu. Bakışları anlamını yitirmişti. Hışımla dışarıya çıkarken peynir kırıntılarını peçete ile temizlemeye çalıştı. Kapıyı hızla çarptı ve evden uzaklaştı.
Karanlıktı. Adımlarının ölçüsünü ayarlamakta her zaman zorlanırdı. Kaldırımda dizilmiş lambalar aydınlatıyordu yolunu. “Bir başka zamana diye düşünerek,” ilerliyordu. Sıkı sıkıya tutmaya çalıştığı kırmızı bir balona sığdırmıştı hayallerini. Uçurtup yitirmek istemiyordu hayallerini, yaşatmak ve kendi gerçekliğine kavuşmaktı emeli. Söz verdi kendine… Kırmızı balonu uçurmayacak, hayallerini yaşatacaktı. Evinin önüne geldi, bir kez daha baktı harap binaya, canı sıkıldı.
Yıldız Ulumeriç – Ocak 2026
Editör: Özlem Abut Otluoğlu


🌷yıldız adın gibi ışıldıyorsun. Her yazın daha da parlıyor. Azmine ve çalışkanlığına hayranım
Canımsın sevgili hocam emeğin büyük sevgili Özlem hocamın da katkılarıyla ilk adımı attık hayirlisi